Hakaret Suçu (TCK m.125)

Hakaret suçu, küçük düşürücü, aşağılayıcı davranışlar, bir takım suçların oluşmasına sebebiyet vermekle birlikte, bunlardan bazıları bireyin şerefini ihlalini yaptırıma bağlarken, diğer bazıları anayasal organ, halkın bir kesimi gibi başka konuları yönelen fiilleri cezalandırırlar. Sadece insan şerefini ihlal eden suç tipleri “genel tahkir” suçları ; başka bir takım değerlere tecavüz teşkil edenler ise; “ özel tahkir” suçları olarak isimlendirilir.

Genel tahkir suçu olan hakaret suçu, TCK’nın ikinci kitabının, ikinci kısmının, “ şerefe karşı suçlar” başlıklı sekizinci bölümünde 125 ila 131inci maddeler arasında düzenlenmiştir.

Hakaret suçunun yer aldığı bölümün başlığı korunan hukuki değer göz önünde bulundurularak “ şerefe karşı suçlar” olarak belirlenmiş ve bireylere yönelik genel tahkir niteliğinde hakaret suçları TCK 125inci madde düzenlenmiştir. Kamu görevlisine hakaret suçu, dini değerlere hakaret suçu, polise hakaret suçu ve devlet büyüklerine hakaret suçu TCK m.125’de, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak yer almıştır.

Hakaret Suçunda Şikayet

Türk Ceza Kanununda şikayet ile ilgili düzenleme m.73’de yer almaktadır. Bu maddeye göre “ kovuşturulması ve soruşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında, altı ay içinde şikayette bulunulmazsa soruşturma ve kovuşturma yapılamaz”

Bu doğrultuda, şikayet hakkı olan kişi suçu ve suçun failine öğrendiği andan itibaren altı ay içinde şikayet hakkını kullanmalıdır. Hakaret suçunun basit şekli şikayete tabidir. Yani hakaret suçunun mağduru hakaret edeni ve kendisine edilen hakareti öğrendiği andan itibaren altı ay içerisinde yetkili adli makamlara şikayette bulunmalıdır.

Basit hakaret suçu dışında kalan ve nitelikli hakaret suçu kapsamına giren fiillerde ise mağdurun şikayette bulunmasına gerek olmadığı gibi mağdur şikayette bulunmak isterse herhangi bir süre kısıtlaması yoktur. Bu hallerde savcılık re’sen soruşturma başlatır.

Hakaret Suçunda Uzlaştırma

Uzlaştırma, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen ve mağdurun hakkının korunması ve suç faillerinin topluma kazandırılması amacı ile getirilen bir süreçtir. Bu kapsamda CMK de belirtildiği üzere hakaret suçunun basit şekli, uzlaştırma yükümlerine tabidir. ( TCK m.125/1-2-3) Hakaret suçunun nitelikli halleri ise uzlaştırma kapsamında değildir. Bu kapsamda devlet büyüklerine hakaret suçu, kamu görevlisine hakaret suçu, dini değerlere hakaret suçu, polise hakaret suçu ve cumhurbaşkanına hakaret suçu uzlaştırma kapsamında değildir.

Hakaret Suçunda Dava Zaman Aşımı ve Görevli Mahkeme

TCK m.66’da düzenlenen ceza davası zaman aşımı, suçun işlenmesinden sonra belirli bir sürenin geçmesi durumunda ceza davasının düşmesi neticesini meydana getiren bir müessedir. Hakaret suçunun ceza davası zaman aşımı süresi 8 yıldır.

Basit hakaret suçu ve hakaret suçunun nitelikli hallerinde yargılama yapma görevi Asliye Ceza Mahkemesi’ne aittir.

Hakaret Suçundan Teşebbüs, İştirak ve İçtima

Hakaret suçunun söz ile işlendiği hallerde teşebbüs mümkün değildir. Sözün muhatap tarafından duyulması ile suç tamamlanır. Gıyapta hakarette yine teşebbüs mümkün değildir. Yazı ile gerçekleştirilen hakaret suçunda ise teşebbüs mümkündür. Örneğin; failin gönderdiği mektubun mağdura ulaşmadan kaybolması halinde teşebbüs söz konusu olabilecektir. Ancak uygulamada teşebbüs olasılığı oldukça düşüktür. Bunun yanında hakaret suçunda gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanabilir. Örneğin ; fail elden göndermekte olduğu mektubu mağdura ulaşmadan geri alırsa hakaret suçu sebebi ile cezalandırılmaz.

İştirak konusunda hakaret suçu yönünden genel hükümler uygulanır. Yani hakaret suçu yönünden iştirak mümkündür.

Fail bir suç işleme kararı ile değişik zamanlarda aynı kişiye karşı hakaret suçunu birden fazla kez işlerse TCK m.43/1 uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanır. Ancak bir suç işleme kararı ile değişik zamanlarda işlenen hakaret suçunun mağduru farklı kişiler ise her bir, mağdur yönünden ayrı suç gerçekleşir. Bunun yanında, tek fiil ile birden fazla kişiye karşı hakaret suçu işlenirse TCK m.43/2 hükmü uyarınca aynı neviden fikri içtima hükmü uygulanır ve bu takdirde TCK m.43/1 uyarınca ceza artırılır.

Hakaret Suçunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Hapis Cezasının Ertelenmesi

Gerek basit hakaret suçunda gerekse cumhurbaşkanına hakaret suçu konusunda, ve diğer hakaret suçlarında sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi mümkündür. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanığa 5 yıl süre verilerek kendisinin gözlenmesi anlamına gelmektedir. HAGB kararı verilmesinin en önemli şartlarından birisi “mağdurun uğradığı zararın giderilmesi” dir. Ancak hakaret suçu yönünden mağdurunda uğradığı maddi bir zarar bulunmadığı için bu şart aranmaz.

Hakaret suçu cezası yönünden şartların gerçekleşmesi halinde, hapis cezasının ertelenmesi kararı verilmesi de mümkündür.

Hakaret Suçu Nasıl Oluşur? Hakaret Suçu Nasıl İspatlanır?

Hakaret suçunun meydana gelmesi için beş adet hususun bir araya gelmesi gerekmektedir. Bunlar “ somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi, sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırılaması, isnadın şeref ve saygınlığı rencide edici olması, isnadın mağdura isnat ve izafesi ve mağduru muhatap alan sesli, yazlı veya görüntülü bir ileti ile işlenmesi” dir. Bu kapsamda bakıldığı zaman, yukarıda saydığımız unsurların tamamın bir arada bulunması hakaret suçunun oluşması için elzemdir. Ancak günlük hayatta kullanılan sözlerin her birinin tek tek yasada sayılması mümkün değildir. Bundan dolayı, her bir hakaret suçu davasında, kullanılan söze bakılarak değerlendirilme yapılması gerekmektedir. Örneğin : bir kişiye “geri zekalı” demek hakaret suçunun oluşması için yeterliyken, cinayet işleyen birisine “katil” demek gerçek bir durumu ortaya koyduğundan hakaret suçunu oluşturmayacaktır. Bunlara ilaveten nezaketsiz hareketler ya da sözlerde hakaret suçunu oluşturmaz. Ayrıca ortaya söylenen bir söz de, suçun bir kişiye yöneltilmemesi nedeniyle yine hakaret suçunu oluşturmaz. Bunların yanında, beddualarda hakaret suçu kapsamında değerlendirilemez.

Hakaret suçunun ispati ; eğer olay iki kişi arasında geçmiş ise zor olmaktadır. Bu durumda başkaca bir ispat aracı bulunmadığından, kişiler arasındaki telefon görüşme kayıtları delil olarak kabul edilebilecektir. Eğer internet yolu ile hakaret suçu ya da sosyal medyadan hakaret suçu işlendiyse elbette ispat kolaylaşacaktır.

Hakaret Suçunun Mağdura Karşı Bizzat veya Mağdurun Yokluğunda İşlenmesi

Hakaret suçu, yukarıda anlatıldığı üzere mağdura karşı bizzat işlendiğinde ispati duruma göre kolay veya zor olabilen bir suçtur. Ancak hakaret suçunun, mağdurun yokluğunda işlenmesi de mümkündür. Bu durumda TCK, hakaret eden kişinin haricinde en az 3 kişinin bu hakareti öğrenmesi gerektiği şartını koşmaktadır. Bu öğrenme duymakla olabileceği gibi internet üzerinden görmek suretiyle de olabilir.

Telefonda Hakaret Suçu, E-maille Hakaret Suçu, Whatsapp Mesajı ile Hakaret Suçu, SMS ile Hakaret Suçu

TCK m.125/1 de düzenlenen hakaret suçunun yanında aynı maddenin ikinci fıkrasında da ileti ile hakaret suçunun işlenmesinden bahsedilmektedir. Bu fıkra kapsamında, mağdur hakaret bizzat muhatap olabileceği gibi, mağdurun gıyabında hakaret suçunun işlenmesi de mümkündür. Mağdura bizzat yönelen hakaret suçunda ispat kolaydır. Örneğin , fail, mağdura whatsapp mesajı ile hakaret ettiyse, bu mesaj delil olarak kullanılmak suretiyle hakaret suçunun oluştuğu ispatlanabilecektir. Aynı durumda mağdurun gıyabında hakaret suçunun işlenebilmesi için hakaret eden dahil en az dört kişinin olduğu bir gruba whatsapp mesajı gönderilmelidir. Bu halde gıyapta hakaret suçu sübuta erecektir.

Dolayısıyla internet ve sosyal medyanın her gün hayatın içine biraz daha fazla girmesi ile, internet üzerinden hakaret suçu ve sosyal medyadan hakaret suçunun ispatı daha kolay olabilmektedir.

Kamu Görevlisine Karşı Hakaret Suçu, Dini, Siyasi, Sosyal, Felsefi inanç, Düşünce ve Kanaatleri Açıklamaktan, değiştirmekten , yaymaya çalışmaktan, mensup olunan dinin emir ve yasaklarına uygun davranmaktan dolayı hakaret suçu ve kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlere hakaret suçu (TCK m.125/3)

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu işlenmesi, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak düzenlenmiştir. Kamu görevlisi kavramının tanımı TCK m.6/1-c ‘ de yer almaktadır. Hakaret suçunun salt kamu görevlisine karşı işlenmesi yeterli değildir. Ayrıca hakaret suçu ile kamu görevlisinin yapmakta olduğu görev arasında bağlantı bulunmalıdır. Örneğin , belediye zabıtası denetim yaparken, pazar esnafının kendisine kızarak hakaret etmesi kamu görevlisine hakaret suçunu oluşturur. Ancak, zabıtanın mesai saatleri dışında bir manavdan alışveriş yaparken kendisine hakaret edilmesi durumdan kamu görevlisine karşı hakaret suçu oluşmaz.

Bunun yanında örneğin , kişinin mezhebine veya dinine hakaret edilmesi halinde yine hakaret suçunun nitelikli hali oluşacaktır. Ayrıca kişinin mensup olduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle hakaret uğraması da nitelikli hal kapsamında olup, daha ağır cezayı gerektiren hallerdendir.

Hakaret Suçunun Alenen İşlenmesi (TCK m.125/4)

Aleniyet, TCK’de bazı suçlarda unsur olarak bulunurken bazılarında ise hakaret suçunda olduğu gibi nitelikli bir hal olarak dikkate alınmıştır. Aleniyetin ne olduğu ve nasıl tespit edileceği hakaret suçu yönünden tam olarak tanımlanmamıştır. Bu sebeple, yargı kararlarıyla ve doktrin görüşleri ile aleniyet belirlenmeye çalışılmıştır. Örneğin , kişinin pencereden sokakta bulunanlara hakaret etmesi durumunda hakaret suçu alenen işlenmiş sayılır. Yine, sosyal medya üzerinden paylaşılan ver herkese açık olan bir mesajla da, hakaret suçu alenen işlenmiş sayılır.

Kurul Halinden Çalışan Kamu Görevlilerine Görevlerinden Dolayı Hakaret Suçu ( TCK m.125/5)

Kurul halinde görev yapan kamu görevlilerine karşı hakaret suçu işlenmesi halinde, her bir kamu görevlisine hakaret suçundan ayrı ayrı cezalandırılma yoluna gidilmeyecektir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uyarınca failin cezasında artırma yoluna gidilecektir.

Hakaret Suçunun Haksız Fiil Nedeni ile İşlenmesi veya Karşılıklı Hakaret Suçu (TCK m.129)

Haksız tahrik TCK’de, cezada indirim yapılmasını öngören bir düzenlemedir. Ancak bu genel düzenlemenin yanında hakaret suçu yönünden özel bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre TCK m.129/1 uyarınca hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, faile verilecek ceza 1/3’üne kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Bu hükmün uygulandığı hallerde, genel haksız tahrik hükmü uygulanamaz. Yine bu hükmün uygulanabilmesi için; mağdurun haksız bir eyleminin bulunması, sanığın eyleminin hakaret olması ve hakaretin haksız eylemi yapan kişiye yönelik bulunması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 9.CD.’nin 2010/12270 e., 2012/3776 k. sayılı kararında belirtildiği üzere tehdit ve hakaret suçları açısından, sanığın , oturduğu dairenin elektrik kablolarını kesmesine kızarak katılana hakaret ettiğini savunması karşısında, hakaret suçundan TCK’nin 129/1. maddesinin, … uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinden tartışılmasını gerektiğinin gözetilmemesi “ bozma sebebi yapılmıştır.

Haksız fiilin hakaret suçu olmaması gerekir aksi takdirde TCK m.129/3 uygulama alanı bulur. Bunun yanında haksız hareketin kasten yaralama olduğu durumlarda da TCK m.129/2 uygulanır. Bunlara ilaveten üçüncü kişiye yönelik haksız bir fiile tepki olarak işlenen hakaret suçu açısından da , TCK m.129/1 uygulama alanı bulur. Haksız fiilin doğrudan hakaret suçunun failine yönelmiş olması gerekmez. Ancak hakaretin haksız eylemi yapan kişiye yönelmesi şarttır.

Hakaretin kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesinin cezasızlık nedeni sayılması, bu durumun kişi üzerinde oluşturduğu olumsuz psikolojik etkiye dayanmaktadır. TCK’de kasten yaralamanın bizzat hakaret suçunun failine veya üçüncü bir kişiye yönelmiş olması arasında bir fark gözetilmemiştir. Bunun yanında kasten yaralamanın haksız olması gerektiği açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, kasten yaralamak suçu açısından bir hukuka uygunluk nedeni varsa, kasten yaralama suçuna tepki olarak hakaret suçunu işleyen kişi TCK m.129/2 deki cezasızlık nedeninden faydalanamaz.

Hakaret suçunun yukarıda belirtilen iki halinden başka bir de karşılıklı olarak işlenmesi hali mevcuttu. Karşılıklı hakaret suçunda olayın mahiyetine, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Ancak bu hükmün uygulama alanı bulabilmesi için şu üç koşulun bir arada bulunması gerekmektedir :

  • Karşılıklı olarak işlenen suçların sadece hakaret suçu olması,
  • ilk hakaret eden kişinin haksız olması
  • hakaretlerin karşılıklı olması.
  • Örneğin, terbiye hakkı çerçevesinde oğluna azarlayan babaya, oğluna hakaret ederek karşılık vermesi halinde bu madde hükmü uygulanmaz.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu (TCK m.299)

Cumhurbaşkanına hakaret suçu TCK m.125 ila 131 arasından düzenlenen hakaret sucudan bağımsız olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin yapılmasından ki amaç, cumhurbaşkanın şerefinin korunmasındır. Böylelikle bir bakımı devlet organı aleyhine suç işlendiği farz edilerek bu madde kaleme alınmıştır. Ancak tek bir şahsa yönelik olarak yapılan bu düzenleme gerek anayasaya gerek uluslararası hukuka gerekse de ceza hukukuna aykırılık teşkil etmemektedir. Maddenin kişiye özel olması sebebiyle, cumhurbaşkanına yapılacak eleştirilerin dahi cumhurbaşkanına hakaret suçu kapsamına alınması muhtemeldir. Cumhurbaşkanına hakaret suçunun alenen işlenmesi cezanın artırılma sebebidir. Ve bunun yanında cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı kovuşturma yapılabilmesi Adalet Bakanının iznine tabidir.

Basit Hakaret Suçu Cezası ( TCK m.125/1-2)

Basit hakaret suçunun cezası üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Maddedeki veya kelimesinden dolayı hakim hapis ve adli para cezası arasında tercih yapmak durumundadır. Her iki cezayı aynı anda veremez.

Kamu Görevlisine Karşı Hakaret Suçu, Dini, Siyasi, Sosyal, Felsefi inanç, Düşünce ve Kanaatleri Açıklamaktan, değiştirmekten , yaymaya çalışmaktan, mensup olunan dinin emir ve yasaklarına uygun davranmaktan dolayı hakaret suçu ve kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlere hakaret suçu ve hakaret suçu Cezası (TCK m.125/3-a,b,c)

Kamu Görevlisine Karşı Hakaret Suçu, Dini, Siyasi, Sosyal, Felsefi inanç, Düşünce ve Kanaatleri Açıklamaktan, değiştirmekten , yaymaya çalışmaktan, mensup olunan dinin emir ve yasaklarına uygun davranmaktan dolayı hakaret suçu ve kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlere hakaret suçunun cezası, hakaret suçunun nitelikli hali olmaları sebebi ile bir yıl ile iki yıl arasındadır. Ancak sağlık personelleri ile yardımcı sağlık personellerine karşı işlenen hakaret suçunda ceza bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıdır ve bu ceza ertelenmez.

Alenen Hakaret Suçu Cezası ( TCK M.125/4)

Alenen işlenen hakaret suçunda verilecek ceza, basit hakaret suçundan verilecek cezaya göre 1/6 oranında artırılacaktır.

Kurul Halinden Çalışan Kamu Görevlilerine Görevlerinden Dolayı Hakaret Suçunun Cezası ( TCK m.125/5)

Kurul Halinden Çalışan Kamu Görevlilerine Görevlerinden Dolayı Hakaret Suçunun Cezası, kamu görevlisine hakaret suçundan verilecek cezanın ¼’ten ¾’e kadar artırılması ile belirlenir. Bunun sebebi, bu fıkradaki suç açısında zincirleme suç hükümlerinin uygulanacak olmasıdır.

Haksız Fiil Nedeni ile Hakaret Suçu veya Karşılıklı Hakaret Suçunun Cezası (TCK m.129/1-2-3)

Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez. Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun Cezası (TCK m.299)

Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

Hakaret Suçu ve Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları

Cumhurbaşkanına yönelik olarak elektronik ileti ile işlendiği kabul edilen suçta Cumhurbaşkanlığı internet sitesinin ilgili bölümünün aleniyet bakımından gösterdiği özellik de nazara alınarak; TCK’nın 299. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma koşullarının mevcut olup olmadığı tartışılmadan yazılı şekilde uygulama yapılması,

Kabule göre de;

Hapis cezasının kanuni sonucu olarak TCK’nın 53/1. maddesinde öngörülen hak yoksunluklarına da hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 11.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (9. Ceza Dairesi 2013/7682 E., 2013/15767 K) ( Hakaret suçu ile ilgili yargıtay kararları )

Hakaret ve haksız tahrik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak,
1- Yakınanın iddası ve sanığın savunmasında sözü edilen, icra takip dosyası, bulunup bulunmadığı sorulup, varsa söz konusu dosya getirtilip incelenmesinden ve soruşturma aşamasında dinlenen, borç ilişkisine tanık olan Yılmaz çağrılıp dinlendikten sonra, sonucuna göre TCK.nun 129/1 maddesinde düzenlenmiş haksız tahrik hükmünün, uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,
2- Sanığın adli sicil kaydında görülen ilamlardan, en ağırı olan Nazilli Ağır Ceza Mahkemesi’nin
2006/110 esas, 2006/127 karar sayılı, 18.02.2009 kesinleşme tarihli ilamının tekerrüre esas alınması gerekirken, Marmaris 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/178-412 esas sayılı, 3167 sayılı Kanunun 16. maddesinde düzenlenen karşılıksız çek keşide etmek suçuna ilişkin ilam tekerrüre esas alınmışsa da; bu suçun 31.01.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6273 Sayılı Yasanın 3. maddesi ile değişik 5941 sayılı Yasanın 5.maddesine göre karşılıksız çek keşide etmek eyleminin “çek keşide etmekten yasaklılık” idari cezasına dönüştürülmesi karşısında tekerrüre esas alınamayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 326/son maddesi uyarınca yeni hüküm kurulurken bozma öncesi hükmolunan yaptırımın (cezanın) ve sonuçlarının ağırlaştırılamayacağı kuralının gözetilmesine 11.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2.Ceza Dairesi 2011/29076 E. , 2013/15464 K.

 

Sanığın katılanın köpeğinin sürekli havlamasına sinirlenmesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1- Sanığın hakaretinin, katılanlara ait köpeğin sürekli havlamasından kaynaklandığına ilişkin savunması ve dinlenen tanık M. Ü..’in de beyanıyla doğrulaması karşısında, sanığın eylemi haksız bir fiile karşı işlemesi nedeniyle hakkında TCK’nun 129. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
2- Sanığın adli sicil kaydına esas sabıkalarının silinme koşulları gerçekleştiğinden, hükümden önce 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.nun 231.maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 05/03/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
. 2.Ceza Dairesi 2010/8199 E.  ,2012/5182 K.

Hakaret Suçu, tanık beyanlarının değerlendirilmesi

Sanık A. K.hakkında hakaret suçundan açılan kamu davasının yargılaması sırasında Yargıtay 4. Ceza Dairesince 22.09.2011 gün ve 38-15 sayı ile;

“…Sanık A.K.’nın üzerine atılı 5237 sayılı TCK’nın 125/3. maddesinde düzenlenen hakaret suçlarıyla ilgili görevin 09.02.2011 tarih ve 6110 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 14/son maddesi uyarınca ve Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 09.06.2011 gün 15 sayılı kararı gereğince Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanıp Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun onayından geçen 12.06.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak 01.07.2011 tarihinden itibaren yürürlüğe giren işbölümü kararında gösterilen ilkelere göre Yüksek Yargıtay 2. Ceza Dairesi’ne verilmiş olduğundan anılan Yasanın Geçici 1. maddesinin 2. fıkrası uyarınca görevli Yargıtay Yüksek 2. Ceza dairesine tevdiine” karar verilmesi üzerine, dosyanın gönderildiği Yargıtay 2. Ceza Dairesince yapılan yargılama sonucunda 28.12.2011 gün ve 2-2 sayı ile; “yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı CMK.`nın 223/2-e maddesi uyarınca sanığın beraatine” oyçokluğuyla karar verilmiş, Daire üyeleri N. Ç. ve E. G. ise;

“…Sanık hakkında yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller; savunma, katılan beyanları ve tanık açıklamalarından oluşmaktadır. Sanık ile katılanın duruşma sırasında giyim konusunda tartıştıkları iki taraf beyanlarına göre tartışmasızdır. Sanık hakimin, duruşmanın tarafı olan katılanın kimlik tespiti amacıyla peçesini açması konusunda uyardığı, katılanın peçesini yüzünün görünebileceği kadar çenesinin altına indirdiği, sanığın başını açacak şekilde peçesini çıkarması ısrarı üzerine tartışma başladığı, katılanın duruşma salonunda olanlara dışarıdakilerin tanık olması için kapıyı açarak ‘Herkes uğradığım bu haksızlığa, rezalete tanık olsun’ beyanları üzerine sanığın ‘terbiyesiz, ukala’ sözlerini katılana söylediği tanık A. Z.`nın aşamalardaki uyumlu anlatımı ile sabittir.

Kanıtların Değerlendirilmesi:

Olayın tanıkları katılanın kardeşi M.S., duruşma katibi M.D., mübaşirlik görevini yapan E. Y.ve taraflarla hiçbir ilgisi yakınlığı bulunmayan A. Z.İ.`dir. Tanık M. katılanın iddialarını doğrular yönde, M. ve E. ise savunmayı destekler yönde beyanlarda bulunmuşlardır. Hem Hukuk hem Ceza yargılamasında asıl olan tanıkların doğruyu söyledikleri olup kasten gerçeğe aykırı beyan yalan tanıklık suçunu oluşturmaktadır. Yargılama sırasında suç olarak kabul edilmeyen ancak birbirleriyle çelişen tanık beyanlarında ise yargılamayı yapan hakim, insan psikolojisi, olayın oluşu, taraflarla ilgi gibi birçok hususu bir arada değerlendirip üstün tuttuğu beyana üstünlük tanıyarak vicdani kanaatini oluşturmaktadır. Somut olayda; sanık hakim, lehine beyanda bulunan tanıklar M. ve E.`in devlet memurları disiplin yönetmeliği uyarınca sicil amiridir. Sürekli bir arada ve ast-üst ilişkisi içinde aynı çalışma ortamını paylaştıkları göz önüne alındığında beyanları tarafsız bir tanığa göre üstün tutulamaz. Olayın tanıklarından M. ise katılanın kardeşi olup aralarında hiçbir husumetin bulunmadığı bir kardeşin diğer kardeşiyle ilgili bir olayda beyanda bulunurken duygularını gerçeklere karıştırma olasılığı göz önüne alındığında bu tanığın da beyanı tarafsız bir tanığın beyanına tercih edilmeyebilir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde tanık A.Z.`nın beyanlarına üstünlük tanınmasının dosyaya uygun olacağı, dosyada bu tanığın tarafsızlığına engel hiçbir bilgi/belgenin bulunmadığı görülmektedir.

Hukuki Niteleme:

Yukarıdaki oluş ve kabule göre katılanın duruşma sırasında geçen tartışmaları ‘rezalet’ olarak niteleyerek bunu yüksek sesle ve herkesin duyabileceği bir ortamda söylemesi 5237 sayılı TCK.nun 129/1. maddesinde düzenlenen sanığa karşı yapılmış haksız bir fiildir. Olayı başlatanın kimin olduğu 5237 sayılı TCK.nun 29. maddesinde olduğu gibi hakaret suçlarında önemli değildir. Katılanın bu sözleri üzerine sanığın ‘terbiyesiz, ukala’ biçimindeki katılana karşı söylediği sözler, 5237 sayılı TCK.nun 125/1. maddesinde düzenlenen onur, şeref ve saygınlığı rencide eder niteliktedir.

Katılanın duruşmayı ‘rezalet’ olarak niteleyerek bu haksız bir fiili karşısında sanığın hakaret nitelikli sözleri söylediği anlaşıldığından 5237 sayılı TCK.nun 129/3. maddesinin yollamasıyla 5271 sayılı CMK.nun 223/4-c maddesince sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Hükmün Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ve katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istemli 08.03.2012 gün ve 288534 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın, hakaret suçundan beraatine karar verilen somut olayda, Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, suçun sübutuna ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

30.04.2002 tarihinde 1. sınıfa ayrılmış olan sanık A. K.`nın suç tarihi itibarıyla Fatih İcra Ceza Mahkemesi Hakimi olarak görev yaptığı,

Fatih 2. Aile Mahkemesi`nin 2007/194 esas sayılı dosyasında davacı konumunda bulunan katılan N.S.D. ve üç çocuğu için toplam 440 lira tedbir nafakasına hükmedildiği ve katılanın istemiyle Fatih 1. İcra Müdürlüğü`nün 2008/8416 esas sayılı dosyasında eşi Ü. D. hakkında icra takibi başlatıldığı, yine katılanın şikayeti üzerine, sanık Ü.D. hakkında nafaka yükümlülüğüne uymama suçundan Fatih 1. İcra Ceza Mahkemesinin 2008/891 esas sayılı dosyası ile dava açıldığı,

Anılan yargılamada katılanın vekiline duruşma gününün tebliğ edildiği, avukatın vekillikten istifa etmesi nedeniyle 02.04.2009 günlü oturumda şikayetçi Naciye adına duruşma gününü bildirir davetiye tebliğine karar verildiği, suç tarihi olan 21.05.2009 günlü oturumda da, “Celsenin açıldığı, müştekinin duruşma salonuna peçeli geldiği, peçesini çıkarması istendiği halde peçesini çıkarmadığı, duruşma salonundan dışarı çıkarıldı. G.D. Müştekinin duruşma salonuna kılık kıyafet kanununa uygun gelmediği görülmekle mazeretli sayılmasına” şeklinde tutanak tutularak duruşmanın 16.07.2009 gününe ertelendiği, bir sonraki oturumda Hakim …… tarafından yargılamanın sürdürüldüğü ve 16.07.2009 günü sanık Ünal Doruk`un 3 aya kadar hapsen tazyikine karar verildiği,

Katılan N.S.nin 22.05.2009 günlü Adalet Bakanlığına gönderdiği dilekçesinde, İcra Ceza Mahkemesi Hakimi ………’nin 21.05.2009 günlü oturumda başını açmaya zorladığını, açmaması nedeniyle duruşmasını yapmayarak kılık kıyafet kanununa uygun gelmediğinden bahisle tutanak tutup duruşmayı 2 ay sonraya ertelediğini ve duruşma salonundan çıkarken kendisine “terbiyesiz, ahlaksız, ukala kadın” dediğini belirttiği,

Muhakkik tayin edilen İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca yapılan inceleme sonucunda cezai ve disiplin soruşturma açılması gerektiği yönünde görüş bildirildiği,

Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 2009/1513 sayılı yazısı ile başlatılan disiplin soruşturması sonucunda İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı tarafından düzenlenen 13.04.2010 gün ve 18 sayılı raporda da, mahkeme hakimi hakkında disiplin işlemi yapılması gerektiği yönünde düşünce bildirildiği,

Adalet Bakanlığının 18.07.2010 günlü oluru ile “terbiyesiz, ahlaksız ukala kadın” şeklindeki sözleri söylediği iddiası nedeniyle sanık hakkında hakaret suçundan cezai yönden kovuşturma yapılması gerektiğinin belirtilmesi üzerine, Beyoğlu C. Başsavcılığının 23.08.2010 gün ve 16263-734 sayılı iddianamesi ile son soruşturmanın açılması isteminde bulunulduğu ve Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesince 19.10.2010 gün ve 243-277 sayı ile 5237 sayılı TCY’nın 125/3. maddesi uyarınca hakaret suçundan cezalandırılması istemiyle son soruşturmanın açılmasına karar verildiği,

Sanık A.K.’nın şikâyeti üzerine de katılan N. S. hakkında, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan 5237 sayılı TCY`nın 125/1, 3-a, 4. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Fatih C. Savcılığının 07.10.2009 gün ve 6351 sayılı iddianamesi ile kamu davasının açıldığı, yargılama sonucunda İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesince 25.10.2011 gün ve 1275-1996 sayı ile, mahkeme hakiminin hukuka aykırı hareketi sonucunda suç konusu sözlerin söylendiği anlaşıldığından eylemin haksız fiile tepki nedeniyle gerçekleştirilmesine göre TCY`nın 129/1. maddesi uyarınca sanık N. S. hakkında ceza vermekten vazgeçilmesine karar verildiği ve dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay C. Başsavcılığı`nda olduğu,

Tanık A. Z. İ.`nin Fatih 1. İcra Ceza Mahkemesinin 2007/4354 esas sayılı dosyasında İİY`nın 345. maddesi uyarınca sanık olarak yargılandığı, sanığın katıldığı 21.05.2009 günlü oturumda şikâyetçi vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilip duruşmanın 09.07.2009 gününe bırakıldığı, yargılamanın Hakim …….tarafından yürütülüp 22.04.2010 tarihinde İİY`nın 347. maddesi uyarınca davanın düşürülmesine karar verildiği,

Katılan’ın aşamalarda benzer olacak şekilde, “Olay günü sanığın yetkili olduğu Fatih 1. İcra Tetkik Merci Mahkemesinin 2008/891 esas sayılı dosyasında davacı sıfatı ile duruşmaya katılmak için gelmiştim. Duruşma sıram geldiğinde içeriye alındım. Bu sırada üzerimde siyah renkli çarşaf tabir edilen kıyafet vardı. Yüzümde peçe yoktu. Gözlerim ve ağzıma kadar olan kısmı gözüküyordu. Duruşma hakimi …… çarşafımı çıkartmamı istedi. Ben de çarşafımı çene altıma kadar indirerek bütün yüzüm gözükecek şekilde aşağıya doğru çektim ve çarşafımı başımdan tamamen açamayacağımı altında sadece bonemin olduğunu söyledim. Bunun üzerine sanık `bu şekilde olmaz çarşafını tamamen çıkartacaksın` dedi. Bu sırada duruşma salonunda benimle birlikte gelen ağabeyim M. S.ve benden önce duruşması yapılan A. Z. İ. isimli şahıs vardı. Sanık mübaşir ile birlikte Mehmet ve Ahmet`i dışarı çıkarttırarak duruşma salonu kapısını kapattı. İçeride katip ile birlikte üçümüz kaldık. Sanık tekrar çarşafımı çıkartmamı söyledi. Yüzümün göründüğünü söyleyerek çıkartmayacağımı tekrarladım. Bunun üzerine bana ‘Atatürk ilke ve kanunlarına göre seni böyle kabul edemem.. Yargılama başlayamaz’ dedi. Ben de Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında böyle bir yasak olmadığını, kendi düşüncelerini uygulayabilmek için Atatürk`ün arkasına sığındığını, bu kıyafet ile daha önce başka mahkemelerde duruşmaya çıktığımı söyledim. Bu sırada sanık başlanmayan duruşmanın tutanağını tutturmaya başladı. Ben de bu şekilde gerçeği yansıtmayan tutanağın tutulamayacağını söyledim. Bu tartışmalarımız sırasında bir ara dışarıda bulunan ağabeyim Mehmet içeri girmek istedi. Sanık onu tekrar dışarıya çıkarttı. Yine bana çarşafımı çıkartmamı söyledi. Ben de başka bir örtümün olmadığını, inancım gereği örtündüğümü, başımda sadece bonem olduğu için çıkartamayacağımı söyledim ve başka mahkemelerde bu şekilde baskıya uğramadığımı söyleyerek ‘niçin zulüm ediyorsunuz ikimiz de öleceğiz Allah`ın huzuruna çıkacağız’ dedim. Sanık ‘Senin Allah`ın burada olmaz. Onun kanunları burada geçmez” diyerek bağırdı. Kıyafetim nedeni ile başlatmadığı ve ertelediği duruşmanın tutanaklarını yazdırmaya başladı. Bunun üzerine ben de duruşma salonunun kapısını açtım. ‘Uğradığım haksızlığa bu rezalete herkes şahit olsun’ dedim. Bunun üzerine sanık ‘burada ne rezalet var, terbiyesiz, ahlaksız ukala çık git’ diyerek bağırdı. Ben de duruşma salonunu terk ettim. Duruşma salonunda bulunduğum süre içerisinde sanığa hakaret içeren herhangi bir söz söylemediğim gibi fiilen bu manaya gelecek bir hareket de yapmadım. Sanığa ‘sen benim davama bakamazsın. ‘Öbür celseye sen benim davama bakmayacaksın. Sen de Ergenekonun altından çıkacak olanlardan birisin’ şeklinde bir şey söylemedim. Ben sadece duruşma salonunu terk ettikten sonra salonda uğradığını haksızlık nedeniyle sinirle kendi kendime ‘inşallah Ergenekonun içinde olanlardan değildir’ dedim. Bunu da hakaret kastıyla söylemedim, Duruşma salonunu terk edip dışarı çıkmış, kapı önünde bekleyenlere salonda uğradığım haksızlık ve beklemediğim bu olay haleti ruhiyesi ve üzüntüsü içinde kendi kendime ‘İnşallah Ergenekon`un içinde olanlardan değildir’ dedim. Bunu duymuş olacaklar ki ‘göreceksiniz Ergenekon`un içinde olanlardan biriyim’ dediğini işittim ve dönüp arkama baktığımda yumruklarını sıkmış bir vaziyette bağırıyordu”,

Tanık E. Y.`ın aşamalarda benzer olacak şekilde; “Fatih 1. İcra Ceza Mahkemesinin 2008/891 esas sayılı dosyasında davacı N. D., dava nafaka borcunu ödememe, davalı Ü. D. duruşma salonuna girerken yüzü tamamen peçe ile kapı değildi ağzı burnu ve yüzünün büyük bir bölümü açıktı. Hakime hanım davacı bayana ‘çarşafını aç’ dedi. Tanık A. Z.`nın duruşma salonunda olup olmadığını hatırlamıyorum. Kendisini de tanımam, beni duruşma salonundan çıkarttı, daha sonra içeride neler olduğunu görmedim… bir zaman sonra N. S. kapıyı açarak ‘açın kapıyı herkes duysun senin de Ergenekon`da ismin var’ diyerek çekti gitti”,

Tanık M. D.’in aşamalarda benzer olacak şekilde, “Olay günü ben katip olarak görevliydim, müştekiye sıra gelince geçici mübaşirlik yapan E. tarafları çağırdı, taraf yerine geçtikten sonra Hakime hanım ‘başınızı indirin, altında bone ya da tülbent vardır onunla kalın’ diye söyledi, taraf bunu reddetti, ‘altında tülbent yok, bonem var çıkaramam’ dedi, hakime hanım bir kaç kez bunu yineledi, taraf bunu reddetti… Tanık A.Z.`nın duruşma salonunda olup olmadığını hatırlamıyorum. Ancak duruşma salonunun kapısı acıktı. Müşteki çok fevriydi, müştekinin abisi olduğunu sonradan öğrendiğim kişi içeri girmek için harekette bulundu, hakime hanım ‘siz taraf değilsiniz, dışarı çıkın’ dedi, hatta mübaşire söyledi, ‘beyefendiyi dışarı çıkar hatta sen de çık, kapıyı da kapat’ dedi, mübaşir kapıyı kapattı, o sırada içeride üçümüz kalmıştık, hakime hanım sorusunu yineledi, ‘kimse yok başınızı indirebilirsiniz’ dedi, taraf bunu reddetti, ‘her an erkek gelebilir o yüzden indiremem’ dedi, ‘kimse giremez benim kontrolümde’ dendi, ısrarları reddince, ‘o zaman başını indirmiyorsan dışarı çık’ dedi, taraf bunu da reddetti, ‘başımı da açmıyorum’ diyerek masaya sert bir şekilde vurarak ‘dışarı çıkmıyorum, başımı da açmıyorum davama bakmakla görevlisin’ diyerek yumruğuyla masaya sert bir şekilde vurdu, daha hatırlamadığım başka bir sürü şey de söylendi, taraf bunu dinlemeyince zabıt tuttuk, müşteki kapıya doğru yöneldi, rezilliğinizi herkes duysun diyerek kapıyı açtı, hakime hanım da ‘ne rezilliği ne yapıyoruz ki burada’ diye söylendi, müşteki ‘umarım bir dahaki duruşmaya sen bakmazsın ergenekonun altından da umarım sen çıkmazsın’ diye söyledi, hakime hanım da ‘tamam dışarı çık’ dedi”,

Tanık M.S.’in aşamalarda benzer olacak şekilde, “…olay günü kardeşimle birlikte icra mahkemesine gittik. Kardeşimin duruşma sırası gelince kardeşim duruşma salonuna girdi. Duruşma salonunun kapısı açıktı. Ben kapıda bekliyordum, içeride kardeşimi izliyordum. Hakime hanım kardeşime ‘çarşafını çıkar’, dedi. kardeşim de ‘benim yüzüm açık, çarşafımı çıkaramam’ dedi. Hakime hanım ‘çarşafını çıkarmazsan duruşmayı başlatmam’ dedi. Bunun üzerine kardeşim ‘üzerimde bone var, inancım gereği çarşafımı çıkaramam. Daha önce de duruşmalara böyle katıldım’ dedi. Bu esnada ben de içeri girdim. Hakime hanıma Naciye Sönmez`in ağabeyi olduğumu söylemek istedim, Hakime hanım bana `çık dışarı` dedi, mübaşire de `al bunu dışarı çıkar` dedi. Mübaşir beni dışarı çıkardı. Dışarı çıkarken kız kardeşim ve Hakime hanım konuşuyorlardı. Hakime hanım kız kardeşime kendisini bu şekilde yargılayamayacağını söylüyordu. Ben dışarı çıktıktan sonra içerideki herkesi çıkartıp kapıyı kapattırdı. Bir süre sonra kız kadeşim kapıyı açtı ‘herkes uğradığım bu haksızlığa rezalete tanık olsun’ dedi. bunun üzerine Hakime hanım ‘burada ne rezalet var, terbiyesiz, ahlaksız, ukala, çık git’ diyerek kardeşimin ardından bağırdı, kardeşim içerideyken duruşma salonuna başkaları da girip çıktılar, ancak ben onları tanımıyorum”,

Tanık A. Z. İ.`nin aşamalarda benzer olacak şekilde, “Ben halen Fatih’de kurulu bulunan …ve ….. Turizm’in sahibiyim. Olay tarihinde Fatih Adliyesinde bulunan 1. İcra Ceza Mahkemesinde sanık olarak yargılanıyordum. Bu amaçla adliyeye gitmiştim. Duruşma salonuna girdim. Benim duruşmam başladı, gerekli işlemler yapıldı. Duruşma tutanağı düzenlendi, duruşma günü verildi. Ancak daha sonra tarafıma verilen duruşma tutanağında ben bir hata olduğunu gördüm. Bunun üzerine gördüğüm hatayı duruşmada görevli katibe hanıma göstererek, durumu anlattım. Yanlışlık maddi bir hataydı. Bunun düzeltilmesini istedim. Katibe hanım bunu düzeltmeye çalışıyordu. Yanılmıyorsam saat 11.00 civarı idi. Bu sırada bizden sonraki davanın taraflarından olan bir bayanın duruşma salonuna girdiğini gördüm Kendisi çarşaflı idi. Sadece gözü ve burnu görünüyordu. Duruşma hakimi bu bayanı uyararak çarşafı açmasını söyledi, bunun üzerine bu bayan yüzünü tamamen açacak şekilde ağzını örttüğü bölümü çenesinin altına getirdi, yüzü tamamen açıldı. Ancak duruşma hakimi başındaki çarşafın da açılmasını istedi. Bu bayan da çarşafın altında örtüsünün bulunmadığını, bu nedenle açamayacağını söyledi. Bunun üzerine duruşma hakimi bu şartlar altında duruşma yapamayacağını belirtti. Ancak daha sonra ismini öğrendiğim N. adlı bayan bu kıyafet ile birçok duruşmalara katıldığını ancak bir uyarı gelmediğini duruşma hakimine belirterek, başını inancı gereği örttüğünü ve anlayış gösterilmesi gerektiğini belirtti. Duruşma yargıcı da duruşmalarda inanca göre yargılama yapmadıklarını, M.K.`in ilke ve inkılaplarına uygun olarak yargılama yaptıklarını, bu sebeple duruşmayı bu şekilde yapamayacağını söyledi. Bunun üzerine müşteki N.D. da M. K.in annesinin de başının örtülü olduğunu ve kimseye de başını zorla çıkartmadığını, bu nedenle böyle bir konuda müdahale edilmemesi gerektiğini belirtti. Ben bu anda düzeltmesini istediğim duruşma tutanağının yenisini aldım ve dışarıya yani duruşma salonundan dışarıya çıkmaya çalışırken duruşma hakimi mübaşirin dışarıya çıkmasını ve kapıyı kapatmasını söyledi. Ben dışarıya çıkmıştım, mübaşir de dışarıya çıktı, kapıyı kapattı. Bu sırada daha sonra müşteki N.nin kardeşi olduğunu öğrendiğim bir erkek de duruşma salonuna girmek istedi, ancak mübaşir engel oldu. Ben dışarıda duruşma tutanağını incelerken o tarihte yurt dışında olmam gerektiğini anladım. Tekrar dönüp, düzelttirmek istedim ancak mübaşir giremeyeceğimi söyledi. Beklemeye başladım. İki dakika kadar bekledim. İçeride bulunan müşteki N. dışarıya çıktı. Çıkarken duruşma hakiminin ‘terbiyesiz, ukala’ diye sözler sarf ettiğini duydum. Bu sözleri neden, niçin hangi gerekçe ile söylediğini bilmiyorum. Çünkü ben ve mübaşir dışarıya çıktığımızda duruşma salonunda duruşma hakimi, katibe hanım ve müşteki bayan vardı. Müşteki N. kapıdan çıkarken ‘inşallah bu hakime hanımın adı Ergenekon`da yargılananlar arasında çıkmaz, böyle rezalet görmedim’ şeklinde sözler söyledi ve gitti. Daha sonra ben duruşma salonuna girdim. Ancak olayın etkisi ile hakime hanımın sinir sisteminin bozuk olduğunu gördüm, herhangi bir değişiklik isteğini dile getiremedim ve oradan ayrılıp gittim… Ben müşteki N. D.`u ilk kez orada gördüm. Hakime hanımın duruşmalarına 3-4 kez katıldım. Yargılama sonucunda beraat ettim. Beyanımda belirttiğim gibi ben ve mübaşir duruşma salonundan çıkınca duruşma salonunda duruşma hakimi, katibe hanım ve müşteki bayan kalmıştı. Aralarında neler geçtiğini bilemiyorum… Ben uzun yıllar Mekke Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştım. Bu nedenle olayı ayrıntıları ile hatırlıyorum. Ayrıca TÜSİAD Tahkik Komisyonunda da 14 yıldan beri görev yaptığım için olayları ayrıntılı bakma özelliğim gelişti, ayrıca bu dava ile ilgili 3. kez ifade vermekteyim. Aynı konuda duruşma hakimi de müşteki sıfatı ile N…D… hakkında şikayet dilekçesi vermiş. O konuda da beyanda bulunmuştum… Müşteki bayan dışarıya çıkarken duruşma salonunun kapısını açık bırakarak ‘ben kapıyı açıyorum, insanlarda bu yaptığınızı görsün ve duysun, ben böyle bir rezalet görmedim’ diye söylenerek çıkmıştı”,

Tanık Z.N.M. K.’ın, “Ben her iki tarafı da tanımıyorum, tarihini tam olarak hatırlamıyorum ancak icra mahkemesinde davam vardı… Benden önce çarşaflı bir bayanın duruşması vardı… Ben kapıda heyecanla bekliyordum, duruşma salonunun kapısı aralıktı ve açıktı, içeriden tartışma sesleri geldi, hakim hanımın sesini duydum, işi gereği yüzünü açması gerektiğini ve yüzünü görmesi gerektiğini söyledi, gene bir tartışmalar oldu, tartışmalarda hep bayan sesi duyuluyordu, o sırada mübaşir dışarı çıktı mübaşir erkekti, mübaşir çıktıktan sonra tekrar hakim hanım başını açması gerektiğini söyledi, yine bir tartışmalar oldu, bir sonraki dava benim olduğu için sözleri heyecandan tam olarak hatırlayamıyorum…Çarşaflı bayan dışarı çıkınca herhangi bir söz söylediğini hatırlamıyorum çünkü o çıkar çıkmaz benim davam olduğu için ben içeri girdim”,

Şeklinde anlatımda bulundukları,

Sanık aşamalarda benzer olacak şekilde; “Olay günü nafaka hükmüne uymamak suçunun kabahatlisi Ü. D. olan mahkememiz dosyasının 21.05.2009 tarihli celsesinde, ceza avukatının davadan çekilmesi üzerine müşteki N.S.`ye duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilmiş, duruşma gün ve saatinde duruşmaya gelerek duruşma salonuna alınmış, kendisinin çarşaflı olması ve şikayetçisi olduğu suçun da takibi şikayete bağlı, şikayetten vazgeçme veya duruşmaya gelmemeyle İİY`nın 349. maddesi uyarınca düşecek suçlardan olması sebebiyle kimliğinin tespiti kendisinin yararı açısından önem taşıdığından, tüm bu hususlar da tarafımdan düşünülerek kendisinden `Atatürk Cumhuriyetinde mevcut görüntüsü ile ifadesinin alınamayacağı, peçesini açıp başörtüsü ile ifade vermesinin` istenilmesi üzerine başörtüsünün olmayıp bonesinin bulunduğunu belirtmiş, bu arada dışarıda bekleyen kardeşi de duruşma salonuna girerek ‘ne oluyor ya kardeşimin çarşafı neden çıkarılıyor’ şeklinde olaya müdahale etmiş, CYY`nın 203. maddesi gereğince bahsi geçen şahıs duruşma salonundan çıkarılmış, müştekiye bonesi ile ifade vermesi söylenerek mübaşirlik görevini yapan müstahdem E. Y. dışarıya çıkartılmış, müştekiye salonda üç bayan kaldığı belirtilerek ifade vermesi yeniden istenilmiş, kendisi içeriye giren olabileceğini söylemiş, tarafımca buna müsaade edilmeyeceği kendisine bildirilmiş; `Atatürk`ün hanımının da başının kapalı olduğunu, bu ülkeyi Çanakkale`deki şehitler ile birlikte kendisi gibi olanların kurtardığını, vatanı yine savunmak gerekirse benden önce kendisinin savunmaya gideceğini, benim hareketimin zulüm olduğunu, öbür dünyada kendisi ile benim karşı karşıya geleceğimi` bağırarak söylemiş, akabinde de işaret parmağı ile `Allah birdir` söz sarf etmesi üzerine Allah`ın birliğine kimsenin itirazının bulunmadığı söylenmiş, bilahare müşteki yine ‘burada Allah`ın kanunları geçerlidir’ diye bağırarak elini önündeki masaya vurmuş, bir hakim olarak Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını uygulamakla görevli olduğumdan, Allah`ın kanunlarının mahkemede geçerli olmadığı açıkça söylenmiş, kendisi tekrar ‘burada Allah’ın kanunları geçerlidir’ diyerek ikinci kez bağırmış, cevap olarak da Allah`ın kanunlarının geçerli olmadığı tekrar yinelenmiş, müştekinin ifade vermemekte ısrar etmesi üzerine de duruşma salonundan çıkması istenmiş, çıkmayacağını yüksek sesle söylemiş, tekrar çıkması istenilmiş çıkarken de ‘Ergenekon altından çıkacak olanlardan biri de sensin, Ergenekon`da yargılanacaksın, bir daha benim duruşmama çıkmayacaksın’ diye bağırmış, tarafımdan da ‘tamam sen emret ben çıkmayayım’ şeklinde karşılık verilmiş, duruşma salonundan çıkarken de kapı önünde bekleyenlere ‘bu rezalete şahit olun’ diye söz sarf edip, Vakit ve Zaman Gazetelerine gidip onlara intikal ettirmiş, müştekinin ve mesnetsiz bu iddialarına istinaden söz konusu gazetelerde ve internette günlerce olumsuz haber ve yorumlar yapılmış, şahsım manen yıpratılmış olup Zaman ve Vakit Gazetesi sorumlu yazı işleri müdürü ve muhabiri ile müşteki N. S.Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet edilmiş, haklarında kamu davaları açılmış olup yargılamaları halen devam etmektedir. Yukarıda da belirttiğim gibi müştekinin, olayı cereyan tarzının tamamen aksine bir şekilde basına aktarması sebebiyle ayrıca Burdur`dan A. K. adlı bir şahıs iki kez hakaret dolu sözlerle tarafıma mektuplar göndermiş bu şahıs hakkında da Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmış, Zaman Gazetesine avukatım aracılığı ile göndermiş olduğum cevap ve düzeltme yazısı kısmen eksik olarak gazetenin 22. sayfasında ‘okur hattı’ sütunu başlığı altında yayınlanmış, Anadolu’da Vakit Gazetesine gönderilen cevap ve düzeltme yazısının, içeriğine uygun şekilde yayınlanmasının istenmemesi üzerine tekzip kararı ile tekzip edilmiş, tekzip yazısı da yayımlanmamış, ilgili gazete aleyhine de Fatih 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/70 esas sayılı dosyasında manevi tazminat davası açılmıştır” şeklinde savunmada bulunduğu,

Anlaşılmaktadır.

5237 sayılı TCY’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır” hükmü yer almaktadır.

Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli halleri düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de; “Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır” şeklinde açıklama yapılmıştır. Buna göre, suçun konusu kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, somut bir fiil veya olgu isnat etme ya da sövme suretiyle kişilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırma eylemi hakaret suçunu oluşturacaktır.

Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Yasasında, 765 sayılı Türk Ceza Yasasındaki hakaret ve sövme suçu ayrımı kaldırılmış, hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.

Diğer taraftan; 5271 sayılı CYY`nın “delilleri takdir yetkisi” başlıklı 217. maddesi; “(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” biçiminde düzenlenmiş olup, gerekçesi; “Ceza davasında ulaşılması amaçlanan temel hedef, gerçeğin meydana çıkarılmasıdır. Madde, gerçeğe ulaşmak bakımından delillerin serbestliği ilkesini kabul etmiş bulunmaktadır. Türk sistemi, maddenin birinci fıkrasında ifade edildiği üzere, suçun varlığının ve sanığın sorumluluğunun, kanunun ayrıca hüküm koyduğu hâller dışında, her türlü delille saptanabileceğini kabul etmiş bulunmaktadır…” şeklindedir.

Ceza yargılamasında hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılama yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Olayın taraflarından olmayan kişinin, doğrudan veya dolaylı olarak olayla ilgili beş duyusuyla edindiği izlenimleri anlatmasına da tanık ifadesi denilmekte olup, ispat aracı olarak beyan delilleri arasında yer alır. Bu açıdan ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşmada kullanılan kanıtlardan birisi de “beyan” delilidir. Beyan; tanığa, sanığa veya sanığın dışındaki taraflardan birine ait olabilir. Özellikle tanık anlatımı eylem hakkında beş duyuya dayalı bilgisi bulunan üçüncü kişilerin beyanı olması, yargılamayı esaslı şekilde kolaylaştırması özgür iradeyle verilip gerçeği uygun olduğunun saptanması durumunda hakimin vicdani kanaatinin oluşumunda olumlu katkısının bulunması itibariyle önemli bir sübut vasıtasıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın, katılanın sözlerinden sonra “ne rezaleti yaptık terbiyesiz, ahlaksız ukala kadın” şeklinde sözler söyleyerek hakaret suçunu işleyip işlemediğinin belirlenmesine yönelik uyuşmazlıkta, öncelikle tanık anlatımlarından hangisine üstünlük tanınacağı hususunun saptanması gerekmektedir. Uyuşmazlık konusu olayın son bölümüne ilişkin olarak katılan, duruşma salonundan çıkarken sanığın kendisine “terbiyesiz, ahlaksız, ukala kadın” dediğini, sanık da bu sözleri söylemediğini belirtmektedir. Bu kısma yönelik olarak tanıklardan duruşma katibi M., tutanak tutulduktan sonra çıkarken katılanın “bu rezalete herkes şahit olsun, umarım siz de ergenekonculardan çıkmazsınız” dediğini, sanığın da sadece “ne rezaleti yaptık” dediğini, hakaret içeren bir söz duymadığını ifade etmiş, mahkeme mübaşiri de dışarıda olduğu için olayın bir bölümünü gördüğünü, katılanın çıkarken “bu rezaleti herkes görsün” dediğini işittiğini belirtmiş, katılanın kardeşi Mehmet, katılan “bu ne rezalettir” dedikten sonra sanığın “terbiyesiz, ahlaksız, ukala kadın” dediğini söylemiş, tanık A. Z. da katılan “bu ne rezalettir” dedikten sonra sanığın “terbiyesiz, ukala kadın” şeklinde sözler söylediğini ifade etmiştir.

Bir tanığın, taraflardan birinin yakını olması ya da bir tarafla birlikte çalışıyor olması başlı başına anlatımını değersiz kılma nedeni olarak görülmemekle birlikte, CYY’nın 217. maddesi uyarınca deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilerek, her anlatım kendi içinde ve dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilmelidir.

Somut olayda; hakaret içeren sözleri duymadıklarını söyleyerek sanık lehine beyanda bulunan tanıklar M.ve E.`in sicil amiri sanık hakim olup, adı geçenlerin beyanları değerlendirilirken sürekli bir arada ve ast-üst ilişkisi içinde aynı çalışma ortamını paylaştıkları hususu göz önünde tutulmalı, amirleri olan sanık aleyhine konuşmak istememeleri nedeniyle eksik ifade vermiş olabilecekleri düşünülerek, tarafsız bir tanığa göre anlatımları üstün tutulmamalıdır. Tanık M. ise katılanın kardeşi olup tanıklıktan çekinme hakkını kullanmamış ise de, olayla ilgili beyanda bulunurken duygularını gerçeklere karıştırma olasılığının bulunduğu ve tarafsız bir tanık anlatımı karşısında yine bu kişinin anlatımına da üstünlük tanınmaması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

Dosya içinde yer alan bilgi ve belgeler ile tüm tanık anlatımlarının kendi içlerinde ve birbirleriyle vicdanî kanaatle serbestçe takdir edilmesi sonucunda, Fatih 1. İcra Ceza Mahkemesinin hakim tarafından yürütülen 2007/4354 esas sayılı dosyasında sanık olarak yargılanan ve hakkındaki davanın düşmesine karar verilen, taraflarla bir yakınlığı ya da husumeti bulunmayan tanık A. Z’nın, hem katılan hem de sanık aleyhine ortaya çıkan ve diğer tanıkların beyanlarına göre nesnel bulunan anlatımına üstünlük tanınması dosya kapsamına uygun olacaktır. Sanığa suç atması için kabul edilebilir bir neden bulunmayan adı geçen tanığın, sanığın duruşma salonundan çıkarken katılana hitaben “terbiyesiz, ukala kadın” şeklinde sözler söylediğini belirtmesi karşısında, sanığın üzerine atılı eylemin sabit olduğu ve onur, şeref ve saygınlığı rencide eder nitelikte gerçekleşen bu eylemin 5237 sayılı TCY’nın 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, sanığın yüklenen suçtan beraatine ilişkin Özel Daire kararı isabetli bulunmayıp, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ile katılanın temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; “Suçun işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat hükmünün isabetli olduğu ve onanması gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 28.12.2011 gün ve 2-2 sayılı beraat hükmünün sanığın suçunun sabit olduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın Yargıtay 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2012 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/2 E., 2012/257 K.)

 

Kamu Görevlisine Görevi Nedeniyle Hakaret

Sanık A.. G…….’ın, hakaret suçundan 5237 sayılı TCY’nın 125/1-3/a-4, 62. maddeleri uyarınca 11 ay 20 gün karşılığı olarak sonuçta 7.000 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında CYY’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş, sanığın yüzüne karşı verilen bu hüküm yasa yollarına başvurulmaması üzerine kesinleşmiştir.

Adalet Bakanlığının 05.06.2007 gün ve 29349 sayı ile yasa yararına bozma isteminde bulunması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 06.11.2007 gün ve 8617-9050 sayı ile gündemde gerekçesine yer verildiği üzere, eylemin bir görevden dolayı değil, görev sırasında gerçekleştiği, TCY’nın 125/3. maddesinin ise görevden dolayı olmayan hakaret eylemlerinde uygulanamayacağının gözetilmemiş olmasının hukuka aykırı olduğu, suç vasfı yönünden de Yasa Yararına Bozma isteğinde bulunup bulunulmayacağının takdiri Adalet Bakanlığına ait olmakla Yerel Mahkeme kararının bu yönde değerlendirildikten sonra gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilmiştir.

Adalet Bakanlığınca, Özel Dairenin başvurusu gözetilerek, 07.02.2008 gün ve 8006 sayı ile yasa yararına bozma isteminde bulunması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 06.05.2008 gün ve 3635-8577 sayı ile;

“5237 sayılı TCY’nın 125/1 maddesi “

“Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden …. veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.”

” Aynı maddenin 3. fıkrasında ise, “

“Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz”

” TCY’nın 131/1. maddesinde ise “

“Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır”

” hükmü düzenlenmiştir.

1- TCY’nın 125. madde metninde nitelikli hakaret durumunda verilmesi öngörülen en az bir yıl cezanın adli para cezası mı yoksa hapis cezası mı olduğu açık olmamakla birlikte hükümdeki “

“bir yıl”

” ibaresinden adli para cezası ve hapis cezasının anlaşılması gerekir.

Maddenin 1. fıkrasında hakaret suçuna ilişkin ceza adli para ya da hapis cezası seçimlik olarak öngörülmüştür.

TCY’nın 50/2. maddesi uyarınca “

“suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez”

” Suçun nitelikli hallerine ilişkin 3. fıkrasındaki hükmün en az bir yıl hapis cezası olarak anlaşılması gerektiğinin ileri sürülmesi halinde, bu bir zorunluluk kabul edildiğine göre, alt sınırdan 1 yıl olarak belirlenen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinin olanaklı olduğunu düşünmek gerekir. Bu durum TCY’nın 50/2. maddesi gereği engellenemez. Dolayısıyla sonuç hapis cezasının paraya çevrilebilmesi olanaklı ise önce hapis cezası verip sonra bu cezayı paraya çevirmek yerine, 1. fıkra uyarınca doğrudan adli para cezasına hükmedilmesi yasal ve hukuka uygundur.

2- Sanığın emniyet müdürlüğü önünde nöbet tutan ve kendisine karşı bir görev ifa etmeyen polis memuruna “

“yata yata para kazanıyorsunuz şerefsizler”

” diyerek hakaret etmesinin bir görevden dolayı değil, görev sırasında gerçekleşmesi karşısında TCY’nın 125/3. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemiş olması hukuka aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığının tebliğnamelerindeki görüş yerinde bulunduğundan, Niğde Sulh Ceza Mahkemesinin 06.02.2007 tarih ve 2007/164-103 sayılı kararının CYY’nın 309. maddesi uyarınca Yasa Yararına Bozulmasına, ancak yakınan K…. E… 02.02.2007 havale tarihli dilekçesi ile şikayetinden vazgeçtiğinden sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCY’nın 73/1, 131/1 ve 5271 sayılı CYY’nın 223/8, 309/4-c maddesi uyarınca düşürülmesine”

” karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 30.06.2008 gün ve 35109 sayı ile;

“Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunda, hakaretin yalnızca görevin yerine getiriliş biçimiyle ilgili olması şart değildir. Hakaret, kamu görevlisinin görevine veya görevin yerine getiriliş biçimine yönelik olabilir. Herhangi bir kamu görevine karşı duyulan düşmanlık sebebiyle o görevi ifa eden veya etmiş olan görevliye hakarette de illiyet bağının varlığının kabulü gerekmektedir. Bu bağlamda, yerine getirilmekte olan veya yerine getirilen görevin, yalnızca bir kişiye (sanığa) karşı ifa edilmesi zorunluluğu yoktur. Nitekim, madde metni ve gerekçesinde de hakarete konu olan görevin, mutlaka bir kişiye (sanığa) karşı yapılmakta olan veya yapılan bir görev olması gerektiğine ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Ayrıca madde ve gerekçesine göre, görevin yapılması sırasında veya yapılmasından sonra görev nedeniyle işlenen hakaret ile bu suç oluşabilir.

Somut olayda, kamu görevlisi güvenlik nedeniyle emniyet müdürlüğü önünde nöbet tutmaktadır. Sanığın hakaret eylemi, kamu görevlisinin yaptığı görevin yerine getiriliş biçimi ile ilgilidir ve mağdurun ifa ettiği görev nedeniyledir. Sanığın kamu görevlisinin yaptığı görevin yerine getiriliş biçimine yönelik olan hakaretinin, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlendiğinin kabulü gerekmektedir. Yerine getirilmekte olan görevi aşağılamak biçimindeki eylemin, sanığa karşı bir görev ifa edilmediğinden bahisle görev sırasında gerçekleştiğinin kabulünün hukuka aykırı olduğu kanaatine varılmıştır”

” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın hakaret suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında çözülmesi gereken hukuki sorun, dosya kapsamına göre sabit olduğu üzere, nöbet tutan polis memuruna “

“yata yata para kazanıyorsunuz, şerefsizler”

” sözleriyle hakaret eyleminin, basit hakaret suçunu mu yoksa nitelikli hakaret suçunu mu oluşturduğu, buna bağlı olarak da soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Hakaret suçu 5237 sayılı TCY’nın İkinci Kitabında “

“Kişilere Karşı Suçlar”

” başlıklı ikinci kısmında “

“Şerefe Karşı Suçlar”

” başlıklı 8. bölümde 125. maddede düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında suçun temel şekli, üçüncü fıkrasında ise nitelikli halleri düzenlenmiştir. Aynı Yasanın 131/1. maddesi uyarınca, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret dışında kalan hakaret suçlarının takibi şikayete bağlıdır.

Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren “

“kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret”

” suçunun incelenmesinde yarar vardır.

5237 sayılı TCY’daki düzenleme, 765 sayılı TCY’ndan farklıdır. 765 sayılı Yasa döneminde memura hakaret halleri cezalandırılmış olup, memura görev sırasında herhangi bir nedenle hakaret edilmesi hali dahi nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. 5237 sayılı Yasada ise, memur kavramına göre daha geniş bir kapsama sahip “

“kamu görevlisi”

” esası kabul edilmiş ve yalnızca kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret edilmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Görev sırasında görevinden dolayı olmayan hakaretler ise 125. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen basit hakaret suçunu oluşturacak ve soruşturulması ve kovuşturulması da mağdurun şikayetine bağlı olacaktır.

“Görevinden dolayı”

” kavramından ne anlaşılması gerektiğine gelince; yapılan kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Hakim bu nedensellik bağının bulunup bulunmadığını saptayarak, eylemin, suçun basit haline mi yoksa nitelikli haline mi uyduğunu belirleyecektir. Bu saptama yapılırken, hakaret eylemlerine muhatap olan kamu görevlisinin faile karşı doğrudan veya dolaylı görev yapması koşulu aranmayacaktır. Zira, hakaret doğrudan görevle ilgili olabileceği gibi, görevin yerine getiriliş yöntemi ya da sonuçları ile ilgili de olabilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.11.1992 gün ve 303-320 sayılı kararında da aynı esas kabul edilerek, hakaret suçunun görev dolayısıyla işlenmesinde aranacak hususun, hukuka uygun bir surette yapılan görevin hakaret nedeni oluşturmasının olduğu vurgulanmış, bir kamu görevine karşı duyulan düşmanlık nedeni ile görevi ifa eden veya etmiş olan görevliye yönelik bir hakarette de o görevle suç arasında nedensellik bağı bulunduğu kabul edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Olay günü sanık, emniyet müdürlüğü binası önünde nöbet tutmakta olan polis memuru mağdura hitap ettiği anlaşılacak şekilde, “

“yata yata para kazanıyor şerefsizler”

” demiştir. Sanığın söylediği sözlerin tahkir edici nitelikte olduğunda ve hakaret içerdiğinde, keza mağdur polisin kamu görevlisi olduğu hususlarında bir kuşku bulunmamaktadır. Sanık ile mağdur önceden birbirlerini tanımamakta ve aralarında bir husumet de bulunmamaktadır. Sanığın, polislik görevine duyduğu düşmanlık ve görevin yerine getiriliş şekline yönelik olarak söylediği hakaret içeren sözler ile mağdur tarafından ifa edilen kamu görevi arasında nedensellik bağı bulunduğu açıktır. Sanığın eylemi, 5237 sayılı TCY’nın 125. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendindeki suça uymaktadır ve aynı Yasanın 131/1. maddesi uyarınca kendiliğinden soruşturulacak ve kovuşturulacak nitelikte bir suçtur.

O halde Özel Dairece, sanığa yönelik bir görev ifa edilmemesi nedeniyle hakaret suçunun nitelikli halinin oluşmadığının kabulü ve kamu davasının şikayetten vazgeçme nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Bu itibarla haklı nedenlere dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri ise, “

“Özel Dairece benimsenen gerekçe isabetli olup, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.”

” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 06.05.2008 gün ve 3635-8577 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Adalet Bakanlığının 05.06.2007 ve 07.02.2008 tarihli yasa yararına bozma istemlerinin REDDİNE,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 15.07.2008 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 23.09.2008 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. ( Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2008/4-1080 E., 2008/205 K.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

16 − 2 =