İftira Suçu

İftira suçu, TCK’nin 267/269’uncu maddeleri arasında düzenlenmiştir. İftiranın sözlük anlamı, bir kimseye kasıtlı ve asılsız suç yüklemektir. Ceza hukuku açısından ise, iftira, bir kimsenin, suçsuz olduğunu bildiği diğer bir kimseye asılsız suç isnat ederek veya suçun maddi eser ve delillerini uydurarak yetkili mercie şikayet ya da ihbarda bulunmasıdır. Özetle, iftira suçunda, masum olduğu bilinen bir kişiye iftira atılması söz konusudur. Buradaki iftira cinsel iftira, sözlü iftira veya namusa iftira olabilir. Bu iftira türleri iftira suçunun oluşmasına sebebiyet verecektir.

İftira Suçunda Şikayet

Türk Ceza Kanununda şikayet ile ilgili düzenleme m.73’de yer almaktadır. Bu maddeye göre “ kovuşturulması ve soruşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında, altı ay içinde şikayette bulunulmazsa soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. ”Bu doğrultuda, şikayet hakkı olan kişi suçu ve suçun failini öğrendiği andan itibaren altı ay içinde şikayet hakkını kullanmalıdır. İftira suçu takibi şikayete bağlı olan suçlardan değildir. Savcılık suçun işlendiğine ilişkin ihbarı, şikayeti veya bilgiyi aldığı andan itibaren re’sen soruşturma başlatmak durumundadır.

İftira Suçunda Uzlaştırma

Uzlaştırma, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen ve mağdurun hakkının korunması ve suç faillerinin topluma kazandırılması amacı ile getirilen bir süreçtir. Bu kapsamda CMK de belirtildiği üzere hakaret suçunun basit şekli, uzlaştırma yükümlerine tabidir. ( TCK m.125/1-2-3) Bu kapsamda iftira suçu, uzlaştırma kapsamından olan suçlardan değildir.

İftara Suçunda Dava Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme

TCK m.66’da düzenlenen ceza davası zaman aşımı, suçun işlenmesinden sonra belirli bir sürenin geçmesi durumunda ceza davasının düşmesi neticesini meydana getiren bir müessesedir . İftira suçuna ilişkin dava zaman aşımı süresi 8 yıldır. İftira suçu nedeni ile yargılama yapma görevi Asliye Ceza Mahkemesine aittir.

İftira Suçunda Teşebbüs, İştirak ve İçtima

İftira suçu, sırf hareket suçudur. Böylece iftira suçu, yetkili mercilerin masum kimse hakkındaki hukuka ayrı fiile ilişkin isnadı içeren ihbar ya da şikayetten , yayından veya uydurulan delillerden haberdar olduklarında tamamlanır. İftira suçuna teşebbüs ancak icra hareketlerinin tamamlanamaması halinde mümkündür.

( TCK m.35/1) Savcılığa yazılmış ve suçsuz olduğu bilinen bir kimseye suç isnadını içeren mektubun, yolda kaybolması ya da yetkili makama ulaşmaması halinde teşebbüsten bahsedilebilir. Bunun yanında iftira suçunda, gönüllü vazgeçme hali de söz konusu olabilir. Örneğin, fail sözlü bir ihbarda bulunurken, kendi iradesi ile bu açıklamaları keserse gönüllü vazgeçmeden bahsedilebilir. İftira suçu iştirak bakımından bir özellik arz etmez. Örneğin, kocasının azmettirmesi neticesinde kendisine karşı bir suçun işlenmiş olduğu yolunda gerçek dışı bir şikayette bulunarak suçsuz bir kimseye iftira atan kadının kocası hakkında, azmettirme hükümleri uygulanacaktır. İftira suçundan içtima bakımından çeşitli olasılıklar söz konudur.

  • Tek bir ihbar ya da şikayet metni ile masum bir şahsa birden fazla suç isnat edilmesi durumunda, ortada birden fazla suç istinadı olsa bile tek bir ihbar söz konusu olduğundan tek bir suç iftira suçu doğrultusundan ceza verileceğine ilişkin Yargıtay kararları mevcuttur. ( Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 1978/6542 E. , 1978/6609 K.-1950/6102 E., 1950/7500 K.)
  • Tek bir ihbarla birden fazla kişiye suç isnadında bulunması halinde TCK m.43/2 hükmü tatbik olunacaktır.
  • Eğer fail aynı şahıs hakkında ve aynı fiilden ötürü çeşitli makamlar nezdinde birden fazla suç isnadında bulunursa tek bir iftira suçunun varlığından söz edilir.

İftira Suçunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Hapis Cezasının Ertelenmesi

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanığa 5 yıl süre verilerek kendisinin gözlenmesi anlamına gelmektedir. HAGB kararı verilmesinin en önemli şartlarından birisi “mağdurun uğradığı zararın giderilmesi” dir. İftira suçu yönünden sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve hapis cezasının ertelenmesi kararlarının verilmesi mümkündür.

İftira Suçu Nasıl Oluşur? İftira Suçu Nasıl İspatlanır?

İftira suçunun oluşması açısından iftira suçu TCK ’de üç temel şekil öngörülmüştür. -Yetkili makamlara ihbar ve şikayette bulunarak doğrudan ya da basın ve yayın yoluyla dolaylı olarak masum kişiyi ceza soruşturması veya kovuşturmasına uğratmak ya da bu kimse hakkında idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için hukuka aykırı bir fiil isnat etmek. -Masum kişiye isnat edilen suçun ya da idari yaptırım gerektiren fiilin delillerini uydurmak – İşlediği suç dolasıyla failin kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılasına mani olmak maksadıyla başka birine ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmak.

Şekli iftira ve işleniş biçimi

İftira suçunu işleme biçimlerinden olan şekli iftira suçunda şikayet, ihbar veya basın ve yayın yoluyla hareket edilebilir. Şikayet yoluyla iftira suçunun işlenmesi, yetkili makamlara şikayet başvurusunun yapılmasıyla gerçekleşir. İhbar yoluyla iftira suçunda yetkili adli makamlara veya idari makamlara ihbar yapılması gerekmektedir. Basın yayın yoluyla iftira suçunun işlenmesi içinse, radyo ,TV, gazete veya internet gibi iletişim araçlarının kullanması gerekmektedir.

İftira Suçunun Tamamlanma Anı

İftira suçu açısından tamamlanma anı, yetkili merciin yapılan ihbardan ya da şikayetten haberdar olması anıdır. Böylece yetkililer ihbar içeren veya ihbarı veya şikayeti içeren metin kendilerine ulaştığında iftira suçu oluşacaktır. İftira Suçunda Maddi Delillerinin Üretilmesi Suretiyle Nitelikli İftira Suçu TCK m.267/2) İftira suçunun nitelikli durumlarından biri olan bu halde, mağdur hakkında bizzat maddi eser veya delil üretilmektedir. Örneğin, mağdurun evine gizlice silah yerleştirmek, evine kan damlaları akıtmak, mağdurun çantasına kaçak eşya koymak gibi durumlar bu hale örnektir. Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suretiyle İftira Suçu (TCK m.268) Uygulamada en çok karşılaşılan suçlardan biri olan başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçu açısından, iftira suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu hale resmi evrakta sahtecilik suçuna ilişkin işlem yapılıp yapılmayacağı, savcılık makamının takdirindedir. Bu suçun işlenmesinde ki amacın genel olarak, kişinin kendisi hakkındaki herhangi bir soruşturma veya kovuşturmadan kaçmaya çalışmasıdır.

İftira Suçu Cezası (TCK m.267)

  • Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  • Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır. -Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
  • Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
  • Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; (…) (1) hükmolunur.
  • (1) – Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır. – İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar. – Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil edilir.

Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suretiyle İftira Suçunun Cezası (TCK m.268)

İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.

İftira Suçu Etkin Pişmanlık (TCK m.269)

– İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir. – Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir. – Etkin pişmanlığın; – Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi, – Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı, – Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri, İndirilebilir. – İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla; – İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı, – İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri, İndirilebilir. İftira suçu , yaptırımı ağır olan ve kişilerin hürriyetini etkileyen bir suç olduğunu, yargılama süresince bir ceza avukatının hukuki yardımından faydalanılması önem arz etmektedir.,

İftira Suçu Yargıtay Kararları

Savunma hakkının kullanılması, İftira Suçu, Suçun Sübut

B- Uyuşturucu madde ticareti (TCK md. 188/3) ve basit yaralama (TCK md. 86/2) suçunu ilişkin olarak:

1) Dosya kapsamı itibariyle sanık ile mağdurun yaklaşık iki yıldır tanıştığı, zaman zaman görüştükleri ve sanığa ait dükkânda CD/film seyrettikleri, olay tarihinde (08.04.2006) adı geçen dükkana gelen mağdurenin, onun davetiyle içeri girdiği, bir süre film seyrettiği, devam eden ve dosyaya ayrıntıları yansıyan süreçte sanığın mağdureye ikram ettiği içeceğe gizlice amfetamin etken maddesi içeren uyuşturucuyu katarak içmesini sağladığı, uyuşturucunun etkisiyle rahatsızlanan mağdurenin iletişim kurduğu arkadaşlarının da yardımıyla hastaneye kaldırıldığı, midesinin yıkandığı, bu fiil nedeniyle mağdurenin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde yaralandığı anlaşılmaktadır.

2) Sanığın kamu davasına konu olan olay öncesinde mağdure ile yakınlaşmak için çaba sarf etmesi, beraber olma isteğini birkaç defa dile getirmiş olması, bu yönde manevi baskı uygulaması, olay günü de geç sayılabilecek bir saatte mağdureyle yalnız kalabilmek amacıyla dükkânına alması, daha sonra yanlarına gelen mağdurenin kardeşini başlarından savması ve özellikle onun iradesini etkilemek, direncini kırmak amacıyla hile ile içeceğine uyuşturucu maddeyi gizlice katarak içmesini sağlaması fiilleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, eylemin -gerekçeli kararda da belirtildiği üzere- doğrudan cinsel istismara yönelik olduğu görülmektedir.

3) Sanığın açıklandığı şekilde sübut bulduğunu düşündüğümüz fiili, hakkında ceza tayin edilen TCK’ nun 188/3. maddesindeki ‘uyuşturucu madde ticareti’ ile aynı Kanun’un 86/2. maddesindeki ‘basit yaralama suçlarının değil, tebliğnamemizde belirtildiği üzere, -TCK’ nun 42. maddesi de gözetildiğinde- 103/1-b, 35. tanımlanan ‘cinsel istismara teşebbüs suçunu’ oluşturmaktadır. Gerçekten sanık hakkında ceza tayin edilen TCK’nin 188/3. maddesindeki suçun oluşabilmesi için faalin, ‘uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satması, satışa arz etmesi, başkalarına vermesi, sevk etmesi, nakletmesi, depolaması, satın alması, kabul etmesi veya bulundurması’ şeklinde vazedilen seçimlik hareketlerden birinin veya birkaçının işlemesi gerekmektedir. Mahkemenin kararı göz önüne alındığında sanığın eylemi ‘uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız olarak başkalarına verme, satın alma, kabul etme, bulundurma’ seçimlik hareketlerini oluşturmakta ise de, kanımızca bu kabul isabetli değildir. Zira öncelikle belirtmek gerekir ki, TCK’nin 188/3 ve 191. maddeleri beraberce düşünüldüğünde 188/3. maddedeki suçun oluşması için ‘satın alma, kabul etme veya bulundurma’ seçimlik hareketlerin ticaret amacıyla gerçekleştirilmesi aranmakta, diğer taraftan ‘başkasına verme’ seçimlik hareketiyle suçun oluşması için ise, fail ile mağdur arasında uyuşturucunun alması verilmesi hususunda açık veya zımni bir irade örtüşmesinin bulunması gerekmektedir. Somut olayda ortaya çıktığı şekliyle hile ve/veya mefruz cebir ile ya da tehditle veya şiddet uygulamak suretiyle mağdura uyuşturucu verilmesi ise, bu suç açısından tipik değildir. Bununla birlikte sanığın gerçekleştirdiği fiil yaptırımsız kalmamakta ve haksızlık içeriğinin boyutunu da karşılayacak şekilde -tebliğnamemizde de belirtildiği üzere-, cinsel istismara teşebbüs suçunu oluşturmaktadır. Gerçekten sanık, yukarıda belirtilen şekilde mağdura karşı cinsel istismar fiilini gerçekleştirmeye yönelik olarak, niteliği itibariyle hazırlık hareketlerini aşacak düzeyde bir dizi icra hareketleri gerçekleştirmiş, ancak mağdurun arkadaşları ile iletişime geçmesi nedeniyle iradesi dışındaki nedenlerle kastettiği fiili tamamlayamamıştır. Diğer taraftan sanığın mağduru cinsel yönden istismar etmek amacıyla içeceğine uyuşturucu katarak sanığın tüketmesini sağlaması sonucunda mağdurun basit tıbbi müdahaleyle giderilecek ölçüde yaralanmasına neden olması, TCK’nin 42. maddesinde düzenlenen bileşik suç kuralları gözetildiğinde, cinsel istismara teşebbüs suçunun unsuru olması itibariyle, bu fiil (suç) içinde erimekte ve dolayısıyla ayrıca ceza tayini yoluna gidilmesi hukuken olanaksız hale gelmektedir. Gerçekten sanığın sübut bulan mağdurenin içeceğine gizlice uyuşturucu koyması fiili, TCK’nin 103/1-b maddesindeki ‘cebir, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden’ kapsamında düşünülmesi gereken davranışlardır.

4) İddianamenin konuyla ilgili kısmında sevk maddesi olarak her ne kadar cinsel istismara teşebbüs suçundan (TCK md . 103/1-b, 35) değil, uyuşturucu madde ticareti (TCK md. 188/3) ve basit yaralama (TCK md . 86/2) suçundan cezalandırma talep edilmiş ise de, mahkemenin hukuki nitelendirmeyle bağlı olmaması, iddianamenin metin kısmındaki anlatılan olayın doğrudan sanığın mağdura yönelik cinsel istismar kapsamındaki fiillerini kapsaması nedeniyle cinsel istismara teşebbüs suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davasının bulunduğu düşünülmüştür. C-İftira suçuna ilişkin olarak: Uyuşturucu madde ticareti ve basit yaralama yanında sanık hakkında ceza tayin edilen ve TCK’nin 267. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan iftara suçunun oluşması için failin; suç soruşturmasına yetkili olan makamlara, a) İhbar veya şikâyette bulunarak ya da b) Basın ve yayın yoluyla, İşlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, bu fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde ise, verilecek cezanın yarı oranında artırılması söz konusu olacaktır. Görüldüğü gibi, söz konusu suç, maddi unsurunu oluşturan fiil göz önüne alındığında ancak belli şekillerde işlenebileceğinden bağlı hareketli bir suç tipidir. Başka bir anlatımla suçun oluşması için iftira teşkil eden fiilin ya basın yayın aracılığıyla ya da suç yetkili makamlara ihbar veya şikâyet yoluyla mağdura yüklenmesi gerekmektedir. Anayasa ve yasalara göre şikâyet hakkı bulunan bir bireyin bu hakkını kullanması halinde suçun hukuka aykırılık unsurunun oluştuğundan söz edilemez. Başka bir anlatımla, suçun diğer öğelerinin yanında hukuka aykırılık unsurunun da oluştuğunun kabul edilmesi için, suçsuz olduğu bilinen kişiye hukuka aykırı bir fiilin maddede belirtilen şekilde isnat edilmesi gerekmektedir. Sanığın 07.03.2006 ve 09.04.2006 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığındaki şüpheli sıfatıyla verdiği ifadeleri sırasında savunma hakkı ve argümanları kapsamında isnat edilen suçlamaları reddederken, mağdurun işyerinde bulunan telefonunu aldığını da belirterek şikâyetçi olduğunu söylemiş, bilahare 09.11.2006 tarihli beyanında ise, bu konudaki yakınmasından vazgeçtiğini dile getirmiştir. Dosya kapsamı itibariyle sanığın iddiası konusunda herhangi bir araştırma yapılmadığı ve konu muktezaya bağlanmadığı gibi, iddianın iftira niteliğinde olduğuna dair bir ikrar veya bağlayıcı hukuki bir delil de bulunmamaktır. Dolayısıyla sanığın bu çerçevedeki fiili mevcut belge ve deliller dikkate alınarak değerlendirildiğinde isnat edilen iftira suçunun maddi ve hukuka aykırılık unsurları yönünden oluşmadığı düşünülmektedir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık S. K.. ’ün; uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri, satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçundan 5237 sayılı TCY’ nın 188/3, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis ve 1.000 TL adli para, iftira suçundan 5237 sayılı TCY’ nın 267/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis, kasten yaralama suçundan ise 5237 sayılı TCY’ nın 86/2 ve 53. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1-) Sanığa atılı kasten yaralama ile uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçlarının nitelendirilmesine, 2-) İftira suçunun oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; 1969 doğumlu, evli ve iki çocuk babası olan sanığın Burdur İli Gölhisar İlçesinde bir giyim mağazası işlettiği, 15.03.1989 doğumlu olup suç tarihinde henüz 18 yaşını tamamlamamış bulunan ve yargılama sırasında Denizli Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümünü kazanarak burada okumaya başlayan katılanın ailesinin köyde oturması nedeniyle kardeşi C. .ile beraber ilçe merkezinde bir evde yaşadıkları, akrabası R..’ın daha önce sanığın işyerinde tezgâhtar olarak çalışması nedeniyle katılan ile sanığın tanıştığı, R..’ın bu işyerinden ayrılmasından sonra da katılanın zaman zaman sanığın işyerine gittiği ve bilgisayarda film izlediği, suç tarihi olan 08.04.2006’da katılan F…’ nın akşam saatlerinde sanığa ait işyerinin önünden geçerken konuşmaya başladıkları, sanığın katılana “canın sıkılıyorsa gel içeriye film seyret” teklifi üzerine birlikte içeriye girdikleri, katılanın markete gidip çikolata aldığı, sanığın da kendisine kek ve meyve suyu ikram ettiği, daha sonra “eve gidiyorum” diyerek işyerinin kapısını katılanın üzerine kilitleyip gittiği, aradan bir süre geçince sanığın katılanı arayarak birahanede olduğunu ve bira içip içmeyeceğini sorduğu, katılanın kardeşinin evde yalnız olduğunu söyleyerek işyerine gelmesini istediği, daha sonra sanığın elinde bir şişe su ile katılanın yanına gelerek kahve içeceğini söylediği, kısmen dolu meyve suyunu katılandan alıp içtiği, katılana moralinin bozuk olduğunu ve bir yoldaşa ihtiyacı olduğunu söylediği, bu sırada katılanın kız kardeşi C..Ç..’ın da işyerine geldiği, sanığın katılana kaş göz işareti yaparak kız kardeşini göndermesini istediği, katılanın da kız kardeşini eve götürüp işyerine geri döndüğü, bu sırada sanığın katılanın ayrılmasını fırsat bilerek hazırladığı neskafenin içine amfetamin içeren uyuşturucu nitelikteki maddeyi karıştırdığı, katılanın neskafeyi içerken sanığın bir yere gideceğini söyleyip yine işyerinin giriş kapısını kilitleyerek ayrıldığı, hazırlanan uyuşturucu içeren neskafeyi içen katılanın 10-15 dakika sonra ayağa kalktığında fenalaştığı ve gözünün karardığını hissettiği, sanığı cep telefonundan defalarca aradığı ve mesaj çektiği, ancak sanığın telefonunu açmadığı, kapı kilitli olduğu için dışarıya çıkamayan katılanın işyerinin önünden geçmekte olan okul arkadaşlarını görünce N.. G..’ı arayarak işyerinin yakınlarında olmalarını istediği, daha sonra sanığın işyerine geri geldiği, katılanın rahatsız olduğunu belli etmeden film izlemeye devam eder gibi yaptığı, içeriye giren sanığın katılana arabasıyla gezmeyi teklif ettiği, bu sırada katılanın işyerinden çıkıp hızla evine yöneldiği, sanığın katılanın arkasından arabasıyla gelerek, kendisiyle gelmesi konusunda ısrar etmesine karşın katılanın gelmediği, sanığın bunun üzerine arabasıyla yanından uzaklaştığı, katılanın evine gidip cep telefonuyla arkadaşını arayarak evde olduğunu ve sanığın neskafesinin içerisine bir şey kattığından şüphelendiğini söylediği, bunun üzerine arkadaşlarının evin önüne geldikleri ve evin önünde bir süre birlikte oturdukları ve olayı konuştukları, katılanı tedavi ettirmek amacıyla hep birlikte Gölhisar Devlet Hastanesi Acil Servisine gittikleri, burada katılanın midesinin yıkandığı, kan ve idrar örneklerinin alındığı, alınan rapor ile de saptandığı üzere katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede sağlığının ve algılama yeteneğinin bozularak vücudunun acı gördüğü, katılanın kan ve idrar örneğinin incelenmesinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 5. İhtisas Kurulu raporuyla da saptandığı üzere uyuşturucu madde niteliğindeki amfetamin maddesine rastlanıldığı, İşyerine dönen sanığın katılanı birçok kez telefonla aradığı ve gerek kendisinin gerekse katılanın neskafe içerken kullandığı bardakları yıkayarak temizlediği, ardından da katılanın evine gidip katılanın kız kardeşi C..’yu da alarak birlikte hastaneye gittikleri, ziyaret görünüşüyle geldiği hastanede sanığın kimseye fark ettirmeden kendisine ait cep telefonunu katılanın askıda asılı bulunan montunun cebine bıraktığı, 09.04.2006 gecesi saat 04.00 sıralarında C. Savcısının verdiği arama kararı üzerine sanığın işyerinde yapılan aramada boş naylon paket ve poşetler, boş meyve kutusu, çikolata kabı, kek kabı bulunarak muhafaza altına alındığı, ancak karton kutu içerisinde 4 adet temiz, yıkanmış çay bardağı, bir adet kulplu temiz yıkanmış vaziyette neskafe bardağının üzerinde herhangi bir artık olmadığından muhafaza altına alınmadığı, Sanığın 09.04.2006 tarihinde saat 14.48’de katılana; “abisi bana bu iftirayı kim attırdı sana, çok ayıp ettin, bence şikâyetini geri al bu lekeyi sürme bana, senin hırsızlığının ortaya çıkmasını istemem” şeklinde mesaj gönderdiği, Sanığın aynı gün saat 14.50 sıralarında da 155 nolu polis imdat telefonunu arayarak katılanın kullandığı neskafe kalıntılarının işyerindeki temizlik kovası içerisindeki az miktarda su içerisinde bulunduğunu belirterek kontrole esas olarak almak üzere kolluk kuvvetlerine bildirerek teslim ettiği, ancak bundan herhangi bir sonuç çıkmadığı, ardından katılanın amcasının kızı R..’ı da arayarak; “F.. beni tuzağa düşürdü, benim cep telefonumu çalmış, bunu ört bas etmek için bana iftira attı” dediği, R.. Ç..’ın bu durumu katılana anlattığı, katılanın cebine sanık tarafından konulan telefonu sanığa getirerek verdiği, Sanığın 09.04.2006 tarihinde kollukta, 10.04.2006 tarihinde C. Savcılığında şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde, katılanın işyerinde bulunan cep telefonunu aldığını ileri sürerek şikâyetçi olduğu, bunun üzerine katılanın 10.04.2006’da şüpheli sıfatıyla C. Savcılığında savunmasının alındığı, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 1- Sanığa atılı kasten yaralama ile uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçlarının nitelendirilmesi: Konumuza ilişkin olan 5237 sayılı TCY’nın 188. maddesinin 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan on beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklindedir. Bu fıkrada yazılı suçun oluşabilmesi için maddede belirtilen seçimlik hareketlerin herhangi birisinin yapılmış olması gerekir. Olayımız açısından diğer seçimlik hareketlerin söz konusu olmadığı açık olduğundan “uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri başkalarına verme, satın alma, kabul etme, bulundurma” şeklindeki seçimlik hareketlerin gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmelidir. Uyuşturucu ya da uyarıcı maddeleri başkalarına verme; bir kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan uyuşturucu maddeyi satış sayılmayacak şekilde ve bedel almadan başkasına devretmesidir. Bunun için uyuşturucuyu verecek kişi ile alacak kişinin iradelerinin uyuşması ve maddenin zilyetliğinin devredilmesi gerekir. Satın alma; uyuşturucu ya da uyarıcı maddenin üzerinde tasarruf edebilme hakkının bir bedel veya başka bir değer karşılığı elde edilmesi, kabul etme de; bir kişinin başkasına ait uyuşturucu veya uyarıcı maddenin zilyetliğini herhangi bir karşılık vermeden üzerine almasıdır. Bulundurma ise; bir kişinin kendisine veya başkasına ait uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak fiili egemenliği altında ve o madde üzerinde tasarruf olanağı bulunacak şekilde elinde tutmasıdır. Ancak uyuşturucu veya uyarıcı maddenin TCY’nın 188/3. maddesi kapsamında bulundurulduğundan söz edebilmek için kendi kişisel kullanımı dışında bir amaçla, örneğin; başkasına satmak, başkasına suç atmak, başkasının içeceğine karıştırmak veya yeni uyuşturucu imal etmek gibi nedenlerle bulundurması gerekir. Somut olayda; sanığın bir şekilde temin ettiği ve Adli Tıp Kurumu raporuna göre amfetamin içerdiği anlaşılan uyuşturucu maddeyi bulundurduğu ve katılanın kahvesine koyduğunun anlaşılması karşısında eyleminin, 5237 sayılı TCY’nın 188/3. maddesi kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi bulundurma suçunu oluşturmaktadır. Kasten yaralama ise, 5237 sayılı TCY’nın 86/1. maddesinde; “kasten başkasının vücuduna acı verme veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma” olarak açıklanmıştır. Sanığın amfetamin içeren uyuşturucu maddeyi katılanın kahvesine kasten koyması sonucunda, katılanın rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığı ve midesinin yıkandığı, adli rapora göre bu durumun, vücudunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte etki yarattığı tespit edildiğinden ayrıca kasten yaralama suçu da oluşmuştur. Kaldı ki, cinsel istismar suçunu işleme kastıyla hareket ettiğini gösterir herhangi bir söylemi veya bu suç tipiyle belirli yakınlık ve bağlantı içerisinde olduğunu gösterir eylemi bulunmayan sanığın katılanın kahvesine uyuşturucu madde koymasının tek başına 5237 sayılı TCY’nın 103/1-b maddesinde düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunun icra hareketlerine başlandığının yeterli kanıtı olamayacağı da ortadadır. Bu nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının bu konuya ilişkin itirazında isabet bulunmamaktadır. 2-) İftira suçunun oluşup oluşmadığına gelince: İftira suçu TCY’nın 267. maddesinde; “(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir. Özgü suç olarak düzenlenmediği için herkes tarafından işlenebilen iftira suçunda, hukuka aykırı olarak yapılan suç isnadı ile soruşturma başlatılma olanağı bulunduğu takdirde bu suç oluşacaktır. Soruşturma sonucunda takipsizlik kararı verilmesi veya açılan davanın beraatla sonuçlanması suçun oluşumu açısından önem taşımamaktadır. İhbar veya şikâyetin 5271 sayılı CYY ‘nın 158. maddesinde gösterilen C. Savcılığı, kolluk, mahkemeler, valilik, kaymakamlık ve yurtdışında konsolosluklara yapılması gerekir. Somut olayda, sanığın hastaneye kaldırılan katılanı ziyaret ediyor görüntüsü altında hastaneye gittiğinde, kendisine ait cep telefonunu katılanın cebine gizlice koyduğu, katılana; “abisi bana bu iftirayı kim attırdı sana, çok ayıp ettin, bence şikâyetini geri al bu lekeyi sürme bana, senin hırsızlığının ortaya çıkmasını istemem” şeklinde cep telefonu mesajı gönderdiği, katılanın amcasının kızı R..’ı da arayarak; “F.. beni tuzağa düşürdü, benim cep telefonumu çalmış, bunu örtbas etmek için bana iftira attı” dediği, kollukta ve C. Savcılığında şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde katılanın işyerinde bulunan cep telefonunu aldığını da belirterek şikâyetçi olduğu, bunun üzerine katılanın şüpheli sıfatıyla C. Savcılığında savunmasının alındığı anlaşıldığından, sanığın bu eylemlerinin savunma hakkının kullanılması olarak kabul edilemeyeceği ve iftira suçunu oluşturduğu açıkça ortadadır. Bu itibarla, sanığın eylemlerini uyuşturucu madde bulundurma, kasten yaralama ve iftira suçu olarak kabul eden yerel mahkeme hükmü ile bunu onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2011 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.( Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/10-120 E., 2011/143 K.)

Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması, TCK m.206

İftira suçunun özel bir halini düzenleyen TCK’nın 268. maddesinde öngörülen, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için, kişinin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması gerektiği; somut olayda daha önce işlenen mala zarar verme, kasten yaralama suçları nedeniyle başlatılan soruşturmaların faili olarak aranan ve yağma suçundan yakalama kararı verilmiş bulunan sanığın hakkındaki bu yakalama ve arama kararlarının infazını sağlamak maksadıyla görevliler tarafından yakalandığında hakkındaki kararların yerine getirilmesini ve başlatılmış olan soruşturmalar nedeniyle hakkında işlem yapılmasını engellemek amacıyla mağdur S.. K..’e ait üzerinde kendi fotoğrafı yer alan sürücü belgesini ibraz etmekten ibaret eyleminin TCK’nın 206. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu ve bu suç nedeniyle mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçe ile beraat kararı verilmesi, Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 13.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2013/11792 E., 2014/167 K.)

Başkasına Ait Kimlik Bilgileri, TCK m.206, Kabahatler Kanunu m.40

İftira suçunun özel bir halini düzenleyen TCK’nın 268. maddesinde öngörülen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için kişinin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması gerektiği, bunun dışında resmi belgenin düzenlenmesinin gerektiği durumlarda resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine karşı başkasının kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma eyleminin ise TCK’nın 206. maddesine uyan suçu oluşturacağı hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerektiren bir suç bulunmayan veya resmi bir belgenin düzenlenmesini de gerektirmeyen hallerde görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişinin eyleminin ise 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesine aykırılık olarak değerlendirileceği, Somut olayda; sanığın hakkında yakalama kararı bulunmadığı halde olduğunu düşünerek kaldığı otelin resepsiyon çalışanına A..S..’nın kimlik bilgilerini söyleyerek kayıt yaptırması ve otelde kalması, kolluk görevlilerinin ismi kullanılan kişinin yakalaması olması nedeniyle yakalama kararını yerine getirmek maksadıyla otele geldiklerinde görevlilere, başkasının kimlik yada kimlik bilgilerini vermeyip kendi kimlik bilgilerini beyan etmekten ibaret eyleminin TCK’nın 268/1. maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu oluşturmadığı gibi, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunulmamış olması nedeniyle TCK’nın 206. maddesindeki suç ile 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesindeki görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği bildirmeme kabahatinin de oluşmayacağı gözetilmeden sanığın yüklenen suçtan beraati yerine yazılı şekilde TCK’nın 268. maddesi yollamasıyla anılan kanunun 267. maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 14.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.( 9. Ceza Dairesi 2013/11133 E. , 2014/373 K.)

İftira, Etkin Pişmanlık

Sanığın güveni kötüye kullanma suçundan hakkında soruşturma ve kovuşturma yürütülmesine engel olmak için mağdurun kimlik bilgilerini kullandığı, bu nedenle mağdur hakkında Beyoğlu 3.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yargılama yapıldığı, bu yargılama sırasında mağdur tarafından mahkemeye sunulan ve başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun iddianamesinin düzenlenmesinden önce hakkında yürütülen bir başka soruşturma kapsamında 10/11/2009 tarihli kolluk ifadesinde sanığın mağdur Yılmaz Salman’ın kimliğini üzerindeki fotoğrafı değiştirip kullandığını kabul ettiği, adı geçen mahkemece fotoğraf teşhisi de yaptırılarak mağdur hakkında beraat kararı verildiği, sanığın başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun soruşturma ve kovuşturması sırasındaki savunmalarında mağdurun kimliğini kullandığın ikrar ettiği tüm dosya kapsamında anlaşıldığından; cezasında etkin pişmanlık nedeniyle TCK’nin 269/3-a maddesi ile indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi… ( Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2013/10576 E., 2013/14492 K.)      

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × 2 =