Uyuşturucu Madde Ticareti Davalarında Delil Yetersizliği

Uyuşturucu madde ticareti ile uyuşturucu madde kullanımı farklı yaptırımlara sahip cezalardır. Uyuşturucu madde ticareti davalarında delil yetersizliği, genellikle kişisel kullanımla tutarsız bir miktara sahip olunması, ancak ticaretinin yapıldığına dair yeterli bir delilin olmadığı davalarda ortaya çıkar.

Savcılık, belirli bir uyuşturucuya sahip olduğunuzu ve o uyuşturucuyu sattığınızı veya satmayı amaçladığınızı kanıtlama yükümlülüğündedir. Bir vakada uyuşturucu suçunun gerçekleştiğine dair doğrudan kanıt olmadığında, bulunan uyuşturuculara ek olarak başka delillerin veya uyuşturucu kaçakçılığı belirtilerinin olup olmadığı tespit edilir.

Uyuşturucu davalarında Sanık, suçla ilgili gerekli bilgi veya şüpheye sahip olmadığına dair delil göstermekle ilgili olarak kanıta dayalı bir sorumluluk taşır. Sanığın suçla ilgili bilgi veya şüpheye sahip olduğuna dair mevcut delillere atıfta bulunmak iddia makamına aittir.

Uyuşturucu Madde Ticareti Yapıldığına Dair Muhtemel Deliller

Uyuşturucu madde ticareti niyetinin çıkarılabileceği deliller aşağıdaki faktörlerin en az birini veya daha genel olarak bir kombinasyonunu içerebilir.

  • Kişisel kullanımla tutarsız bir miktara sahip olma.
  • Sadece kullananlarda görülmeye alışılmadık, saf durumda uyuşturucu bulundurulması.
  • Eroin, Kokain, Crack Kokain, PCP, Metamfetamin, Amfetamini, LSD, Esrar gibi çeşitli türlerde uyuşturucuların bulundurulması, tüketimden çok ticareti gösterebilir.
  • Uyuşturucunun satışa hazırlandığına dair kanıtlar. Uyuşturucunun küçük paketlere ayrılmış olarak ele geçmesi.
  • Şüphelinin kontrolünde bulunan bir mekanda, tartı, kesici maddeler, torbalar veya folyo gibi uyuşturucuyla ilgili ekipman bulunması.
  • Uyuşturucu ticaretini teyit etme eğiliminde olan bilgileri içeren hesap defterleri veya diğer belgeler, örneğin, müşterilerin telefon numaralarının kayıtları ve uyuşturucunun miktarları veya açıklamaları gibi gelecekteki bir amacı destekleyici nitelikte notlar.

Uyuşturucu ticareti suçu aşağıdaki suçlarla organik olarak bağlantılı olma eğilimindedir.

  • Uyuşturucu üretimi
  • Uyuşturucu madde bulundurma
  • Ağır silah bulundurma
  • Kara para aklama.

TCK: Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti

5237 sayılı TCK’nın “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrasında hüküm ve nedenleri:

“Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan on beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır”

şeklinde ifade edilir.

6545 sayılı Kanununun 66. maddesinde ise,

“Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmi bin TL’ye kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.”

şeklinde ifade edilir.

Uyuşturucu madde verilen veya satılan/sattırılan kişinin çocuk olması hâlinde,

“veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz”

şeklinde değiştirilmiştir.

Şüpheden Sanık Yararlanır

Bu madde uyarınca bir mahkumiyet hükmü verilebilmesi için, her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli kanıt elde edilmiş olması gerekir.

Amacı, somut olaylardaki gerçeği açığa çıkararak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit bulunan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin evrensel ilkelerinden biri “masumiyet karinesi” olarak da ifade edilen şüpheden sanık yararlanırilkesidir.

Masumiyet karinesi ilkesinin temeli, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesine ilişkin şüphenin mutlaka sanık yararına değerlendirilmesine dayanır.

Bu ilke, uyuşturucu ticareti davasına konu olan suçun işlenip işlenmediği, işlenmiş ise sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe olması halinde de geçerli hale gelir ve uyuşturucu madde davalarında delil yetersizliği olarak ifade edilebilir.

Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir.

“Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar, yetersiz delil ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü verilemez.”

Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanır. Bu ispat, toplanan delillerin bir bölümüne dayanan, ancak diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, hiçbir şüpheye imkân vermeyecek açıklıkta olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eleven + ten =